• YARGI KARARLARININ GEREKÇELİ OLARAK YAZILMASI ZORUNLULUĞU

    İlgili Kanun / Madde
    4857 S.İşK/18-21
    1088 S.HUMK/388

    T.C
    YARGITAY
    9. HUKUK DAİRESİ  

    Esas No. 2008/9747
    Karar No. 2009/891
    Tarihi: 02.02.2009                     
     
    l YARGI KARARLARININ GEREKÇELİ OLARAK YAZILMASI ZORUNLULUĞU
    l FESİHTEN ÖNCE SÖZLEŞMEYE KOYULAN TAHKİM KOŞULUNUIN GEÇERSİZ OLACAĞI

    ÖZETİ: Önemle belirtmek gerekir ki, Anayasanın 141. maddesinde, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk HUMK.nun 388. maddesinde de düzenleme altına alınmıştır. Anılan yasal düzenlemede yargıcın, uyuşmazlık konusu olan olay hakkında tüm kanıtları toplaması, tartışması, bu kanıtlardan hangilerine değer vermediğinin nedeni, hangilerini üstün tuttuğunun dayanaklarını değerlendirdikten sonra bir sonuca varmasının zorunlu ve gerekli olduğu vurgulanmıştır. Böyle bir yöntemin izlenmesi durumunda ancak kararın gerekçeli olduğunun kabul edilebileceği sonucuna varılabilir. Hükmü kuran yargıcın böyle bir yöntemi izlemesi halinde maddi olgularla hüküm fıkrası arasında bir bağlantı kurulmuş olabilecektir. Ayrıca gerekçe sayesinde kararın doğruluğu denetlenmiş ve davanın yanları tatmin ve inandırılmış olacaktır. Tüm bunlardan başka ve en önemlisi adil bir yargılamanın yapıldığı sonucuna varılacaktır.
    Diğer taraftan Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması gereği, fesihten önce sözleşmelere konulan veya ayrıca düzenlenen tahkim şartı içeren hükümler geçersizdir.   

    DAVA: Davacı, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi B.Kar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten soma dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    İş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
    Davalı işveren vekili, tıbbi satış temsilcisi olan davacı ile imzalanan sözleşmede tahkim şartına yer verilerek, uyuşmazlığın özel hakeme götürüleceğinin kararlaştırıldığını, iş mahkemesinin görevli olmadığını, davanın süresinde açılmadığını, ayrıca davacının işvereninin Johnson&Johnson Ltd. Şirketi olduğunu, davalı şirketin bordro işvereni olup alt işveren statüsünde olduğunu, davacının iş sözleşmesinin fesih yazısındaki nedenler olan "Dahili Hastalıklar Biriminin aktif promosyonda olan ürünü Pariet satış teşkilatında organizasyon değişikliği yapma gereği hasıl olması, yasal düzenlemeden kaynaklanan bu değişiklik sonucu fazla sayıda personel ihtiyacına gerek kalmaması, bu personel arasında performans kriterlerinin dikkate alınması suret ile asıl işverenin istemi ile feshedildiğini, feshin işletme ve işyeri gereklerinden kaynaklandığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
    Mahkemece, davacının iş sözleşmesine davalı tarafından haksız ve sebepsiz olarak son verildiği, davacının davasını kanıtladığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Önemle belirtmek gerekir ki, Anayasanın 141. maddesinde, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı açıklanmış, aynı zorunluluk HUMK.nun 388. maddesinde de düzenleme altına alınmıştır. Anılan yasal düzenlemede yargıcın, uyuşmazlık konusu olan olay hakkında tüm kanıtlan toplaması, tartışması, bu kanıtlardan hangilerine değer vermediğinin nedeni, hangilerini üstün tuttuğunun dayanaklarını değerlendirdikten soma bir sonuca varmasının zorunlu ve gerekli olduğu vurgulanmıştır. Böyle bir yöntemin izlenmesi durumunda ancak kararın gerekçeli olduğunun kabul edilebileceği sonucuna varılabilir. Hükmü kuran yargıcın böyle bir yöntemi izlemesi halinde maddi olgularla hüküm fıkrası arasında bir bağlantı kurulmuş olabilecektir. Ayrıca gerekçe sayesinde kararın doğruluğu denetlenmiş ve davanın yanları tatmin ve inandırılmış olacaktır. Tüm bunlardan başka ve en önemlisi adil bir yargılamanın yapıldığı sonucuna varılacaktır. (Dairemizin 26.05.2008 gün ve 2007/20517 Esas, 2008/12483 Karar sayılı ilamı). Mahkemece bu hükümlere aykırı olarak karar verilmesi hatalıdır.
    4857 sayılı İş Kanunu'nun 20/2 maddesi uyarınca "feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir". İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha soma, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır. Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması bu yöndedir. (04.04.2008 gün ve 2007/29752 Esas, 2008/7448 Karar sayılı ilamımız).
    Diğer taraftan Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması gereği, fesihten önce sözleşmelere konulan veya ayrıca düzenlenen tahkim şartı içeren hükümler geçersizdir (Yargıtay 9. HD. 26.05.2008 gün ve 10997-12660 sayılı ilamı).
    Dosya içeriğine göre davacının davalıya ait işyerinde belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı, iş sözleşmesinin kurulduğu sırada sözleşmede özel hakem şartına yer verildiği, fesihten önce düzenlenmesi nedeni ile geçersiz olduğu, iş mahkemesinin görevli olduğu, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından işletme ve işyeri gereklerinden kaynaklanan nedenlerle feshedildiği, ancak ispat yükü kendisinde olan davalının bu nedenleri somut olarak kanıtlayamadığı, feshin geçerli nedene dayanmadığı anlaşıldığından, sonuç itibari ile doğru olan kararın bu gerekçelerle ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 02.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ