• İBRANAMENİN KENDİ İÇERİSİNDE ÇELİŞMESİ NEDENİYLE DEĞER VERİLEMEYECEĞİ


    YARGITAY
    9. HUKUK DAİRESİ
     
    Esas No.
    Karar No.
    Tarihi:
    2011/11945
    2013/14577
    15.05.2013
    İlgili Kanun / Madde
    4857 S. İş. K/17
    1475 S. İş. K/14
       
    • İBRANAMENİN KENDİ İÇERİSİNDE ÇELİŞMESİ NEDENİYLE DEĞER VERİLEMEYECEĞİ
     
    ÖZETİ ibraname içeriğinden de anlaşıldığı üzere bir taraftan kendi rızası ile istifa ederek ayrıldığından bahsedilmişken, diğer taraftan kıdem ve ihbar tazminatının da alındığından bahsedilmektedir. Bu durumda anılan belge kendi içerisinde de çelişki taşımaktadır. Bu nedenle ibranameye değer verilemez
     
                 

               
    DAVA                                   :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, manevi tazminat, ikramiye alacağı, fazla mesai ücreti ve genel tatili ücreti alacaklarının ödetilmesine  karar verilmesini istemiştir.
                                        Yerel mahkeme, davayı reddetmiştir.
                                        Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.Kılınç tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
                A) Davacı İsteminin Özeti:
                Davacı vekili, müvekkilinin davalı Kardeşler Gıda San ve Ticaret Limited Şirketinin marketinde 15.09.2001 tarihinde kasiyer olarak işe başladığını, davalı şirket yetkililerince haksız ve hukuka aykırı olarak işten çıkarıldığı 15.04.2005 tarihine kadar çalıştığını, davacının günlük ortalama 11 saat (07.30-18.30) çalıştığını, dini milli bayram günlerinde sadece 1 gün izin verildiğini, haftada sadece bir gün izin verildiğini, izin sonrası bir günde bir tam gün (07.30-22.30) mesai yaptırıldığını, SSK primlerinin 01.01.2004 tarihinden itibaren yatırılmaya başlandığını, bu primlerin de devamlı çalışmasına rağmen 15’er günlük dönemler şeklinde eksik yatırıldığını veya hiç yatırılmadığını, çalıştığı süre boyunca asgari ücretin yarısı nispetinde bir ücret ödendiğini, bu olumsuz durumlardan rahatsız olan davacının bu rahatsızlığını anlayan şirket yetkililerinin davacıya karşı davalı şirketin telefon faturasıyla ilgili bir senaryo hazırlayarak kendisinden davalı işyerinden hak ve talep etmeden işten ayrılacağı gibi bir yazı aldıklarını ve davacıdan bu yazıyı almalarından 4-5 gün sonra işine son verdiklerini iddia ederek  kıdem, ihbar, kötü niyet tazminatı, manevi tazminat, ikramiye, fazla mesai ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
                B) Davalı Cevabının Özeti:
                Davalı vekili, davacının 01.01.2004 ve 14.04.2005 arasında çalışması olduğunu, yaptığı çalışmalar karşılığının tamamen ödendiğini, vardiyalı olarak çalışılan işyerinde fazla çalışma iddiasının söz konusu olmadığını, davacının kendi rızası ile istifa ettiğini, evrakı baskı ile imzaladığı iddiasının tamamen yersiz olduğunu, izinsiz olarak yaptığı telefon görüşmeleri nedeniyle müvekkili şirketi zarara uğrattığını, müvekkili davacının iş akdini haklı nedenle feshedebilecekken, davacının istifası nedeniyle davacının sicilinin kirlenmemesi için istifayı kabul ettiğini, başkaca bir yasal işlem yapmadığını, davacının haksız ve kötü niyetli olduğunu savunmuştur.
                C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
                Mahkemece, davacının 14.04.2005 tarihinde imzalamış olduğu belgede iş yeri telefonu ile sürekli izinsiz olarak arkadaşlarını aradığından bunun iş yerince tespiti üzerine iş yerinden kendi rızası ile ayrıldığını belirttiği, ayrıca bir gün sonra da ibraname imzaladığı, Davacı iş yerinden kendi isteği ile ayrıldığından ihbar ve kıdem tazminatı almaya hak kazanamadığı, istifa tarihinden bir gün sonra da ibraname imzaladığı, her ne kadar ibranamenin kendisine zorla imzalatıldığını iddia etmiş ise de, istifa tarihinden bir gün sonra zorla ibraname imzalatılmasının hayatın olağan akışına ters olduğu, zira istifa ettikten sonra iş yeri ile herhangi bir ilişkisi kalmadığından kendisine yapılabilecek herhangi bir baskı bulunmadığı, bunların haricinde de davacının bu iddiasını ispatlayamadığı, bu sebeple istifa tarihinden bir gün sonra imzaladığı ibranameye itibar edildiği, ibranamenin ihtirazi kayıt konulmadan imzalandığı, ibranamede tek geçmeyen alacak kaleminin ikramiye alacağı olduğu, taraf tanıklarının beyanlarına göre iş yerinde uygulanagelen düzenli bir ikramiye ödemesi olmadığından bu talebin de reddedildiği, davacı kişilik haklarının ihlal edildiğini de ispatlayamadığı için manevi tazminat talebinin de reddedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
                D) Temyiz:
                Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
                E) Gerekçe:
                1.Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
                Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
                İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun  420 inci maddesinde öngörülmüştür.  Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
                6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür.  4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
                6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine  tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur. 
                Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
                Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
                6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
                İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir: 
                a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
                b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
                c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
    Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
    İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
                d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
                e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
                f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
                g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
                h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
                İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
                Somut olayda üç adet ibraname düzenlenmiş olup, davacı Bölge Çalışma Müdürlüğüne şikayet dilekçesinde zorla imzalattırıldığını iddia etmiştir. İbranameler savunma ile çelişmektedir. İbranamelere sadece ücret bakımından makbuz olarak değer verilmelidir.
                Dosyada bulunan üç ibranameden el yazısı olarak düzenlenmiş, "belge" başlıklı 14.04.2005 tarihli olanında,  “Çalışmakta olduğum kardeşler marketten, işyeri telefonundan sürekli ve izinsiz olarak arkadaşlarımı aramış olduğumdan ve bu durumun işyeri yetkililerince tespiti üzerine yaptığım işin hoş olmadığından işyerinden kendi rızamla ayrılıyorum. Bütün alacaklarımı aldım. Hiçbir hakkım kalmamıştır. İşyerini ibra ediyorum” ifadesi yer almaktadır.
                İbraname başlıklı matbu 15.04.2005 tarihli olanında ise, işten çıkış tarihinin 15.04.2005 olarak yer aldığı, ayrılış şekli konusunda çıkarma kutucuğunun işaretli olduğu, hak edilen ücret bakımından net 175,07 TL miktar içerdiği anlaşılmaktadır.
                İbraname başlıklı yine matbu olarak düzenlenmiş 15.04.2004 tarihli olanında ise “01 Ocak 2004 tarihinden bu yana (2004 yılında Ocak, Mart, Mayıs, Haziran, Kasım, Aralık aylarında 15’er “onbeş” gün, diğer aylarda ise 30’ar “otuz” gün -2005 yılında ise 15’er “onbeş” gün) çalışmış olduğum Kardeşler Marketlerinden 14 Nisan 2005 tarihi itibariyle kendi rızam ile istifa ederek ayrıldım. Çalıştığım bu sürelerle ilgili olarak normal işçi ücret haklarım, fazla çalışma ücret haklarım, hafta sonu tatil alacak haklarım, genel tatil alacağım, kıdem tazminatım, ihbar tazminatım gibi işçilik hakları ile ilgili haklarımın tamamını işverenden eksiksiz aldım….” İbareleri yer almaktadır.
                Anılan ibraname içeriğinden de anlaşıldığı üzere bir taraftan kendi rızası ile istifa ederek ayrıldığından bahsedilmişken, diğer taraftan kıdem ve ihbar tazminatının da alındığından bahsedilmektedir. Bu durumda anılan belge kendi içerisinde de çelişki taşımaktadır.Bu nedenle ibranameye değer verilemez.
                2-Ayrıca taraflar arasında hizmet tespiti davası olduğu anlaşılmaktadır. Hizmet tespiti davasının sonucu beklenerek hüküm kurulmalıdır.
                F) Sonuç:
                Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15.05.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
     

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ