• İŞ KAZASININ SSK BİLDİRİLMEMESİ

    İlgili Kanun / Madde
    506 S.SSK/27

    T.C
    YARGITAY
    21. HUKUK DAİRESİ

    Esas No:  2006/3231
    Karar No: 2006/6439
    Tarihi:      13.06.2006

    l İŞ KAZASININ SSK BİLDİRİLMEMESİ
    l SSK’NIN İŞ KAZASI OLUP OLMADIĞINI BELİRLEMESİNİN GEREKMESİ
    l CEZA DOSYASINDAKİ KUSUR RAPORUYLA YETİNİLEMEYECEĞİ

    ÖZETİ: 506 sayılı Yasa'nın 27. ve müteakip maddelerinde işverenin iş kazasını en geç iki gün içinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmekle yükümlü olduğu, haber verme kağıdındaki bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında gerekirse Kurum'ca soruşturma yapılabileceği ve varılan sonucun en geç üç ay içinde ilgililere yazı ile bildirileceği, ilgililerce yetkili mahkemeye başvurularak Kurum kararına itiraz olunabileceği, itiraz halinde Kurum kararının ancak mahkeme kararının kesinleşmesi ile kesin hale geleceği bildirilmiştir. Öte yandan Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, Sosyal Sigortalar Kurumunun olaydan haberdar edilmediği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan tazminat davasının niteliği göz önünde tutularak öncelikle hak sahiplerine gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurması, taleplerinin kurumca kabul edilmemesi halinde Sosyal Sigortalar Kurumu ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine tespit dava açması için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır
    Diğer yandan davanın niteliği göz önünde tutularak kusurun aidiyet ve oranları belirlenmeden ceza mahkemesinde alınan kusur raporuyla yetinildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Oysa İş Kanununun 77. maddesi İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği Tüzüğünün öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptanmalıdır.

    DAVA: Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Nurten Fidan Mursal tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, davacıların yakınlarının ölümü ile sonuçlanan zararlandırıcı olayın iş kazası olduğu iddiasına dayalı davacı anne ve babanın maddi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
    Mahkemece davanın Borçlar Kanunun 45 .maddesine dayalı destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkin olduğunun kabulü ile davacı anne ve babanın maddi tazminat istemlerinin aynen kabulüne karar verilmiştir.
    Yapılan incelemede davacıların oğulları Cüneyt Sığırcı'nın davalıya ait incir işletmesi işyerinde ambalaj bölümünde çalışırken çalışma esnasında uzatma kablosu ile elektrik enerjisi alınmak suretiyle kullanılan müzik setinin fişini uzatma kablosunun fişinden çıkarıp uzatma kablosunu toplarken fişte olan uzatma kablosundan elektrik akımına kapılarak vefat ettiği, olaydan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulunca işyerinde teftiş yapılıp rapor düzenlenmesine rağmen olaydan Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının haberdar edilmediği ve ölenin sigorta kaydının da bulunmadığı görülmektedir.
    506 sayılı Yasa'nın 27. ve müteakip maddelerinde işverenin iş kazasını en geç iki gün içinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmekle yükümlü olduğu, haber verme kağıdındaki bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında gerekirse Kurum'ca soruşturma yapılabileceği ve varılan sonucun en geç üç ay içinde ilgililere yazı ile bildirileceği, ilgililerce yetkili mahkemeye başvurularak Kurum kararına itiraz olunabileceği, itiraz halinde Kurum kararının ancak mahkeme kararının kesinleşmesi ile kesin hale geleceği bildirilmiştir. Öte yandan Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Somut olayda, Sosyal Sigortalar Kurumunun olaydan haberdar edilmediği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan tazminat davasının niteliği göz önünde tutularak öncelikle hak sahiplerine gelir bağlanması için Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurması, taleplerinin kurumca kabul edilmemesi halinde Sosyal Sigortalar Kurumu ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine tespit dava açması için önel verilmesinde yasal zorunluluk olduğu açıktır.
    Diğer yandan davanın niteliği göz önünde tutularak kusurun aidiyet ve oranları belirlenmeden ceza mahkemesinde alınan kusur raporuyla yetinildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Oysa İş Kanununun 77. maddesi İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği Tüzüğünün öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptanmalıdır.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 13.6.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
     

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ