• OBJEKTİFLEŞTİRİLMİŞ KUSUR

    İlgili Kanun/md:

    Yargıtay Kararları – Çalışma ve Toplum, 2021/3

    İlgili Kanun / Madde

    6098 S. TBK/53

     

    T.C.

    YARGITAY

    10. Hukuk Dairesi 

     

    Esas No. 2020/7034 

    Karar No. 2021/3758

    Tarihi: 23/03/2021

     

    OBJEKTİFLEŞTİRİLMİŞ KUSUR

    KUSUR RAPORLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİ-NİN GİDERİLMESİNİN GEREKTİĞİ

     

    ÖZETİ 6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

    Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.

    Mahkemece yapılacak iş, hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, rücu dava dosyasındaki kusur raporu da dosya kapsamına getirtilip, tarafların kusurunun aidiyeti ve oranının hiç kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya konulması açısından olay tarihindeki iş güvenliği mevzuatı gözetilerek dosya kapsamında yer alan ve kusurun ağırlığının aidiyetini birbirinden farklı şekilde yorumlayan, Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişi raporu ile bilirkişi heyet raporu arasındaki çelişkiyi gidermek için, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi heyetine dosyayı tevdi etmek, özellikle kazalının davalı şirkette şoför olarak çalıştığı hususunun gözönünde tutulması suretiyle tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek, maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında bir karar vermekten ibarettir.

    DAVA: Dava, iş kazası ölümünden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

    İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacılar vekili ile davalılar Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacılar ve davalılar Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Şevin Kaya Bostan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    I-İSTEM

    Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle, müteveffa sigortalı Nuri Gökçay'ın davalı Çamlı Enerji A.Ş. emrinde çalışmaktayken 19/10/2015 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda yaşamını yitirdiğini, meydana gelen kazada müteveffanın herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kazanın işveren davalıların iş güvenliği kurallarına aykırı tutum ve davranışları ve çalıştırdığı kişilerin kusuru sonucunda oluştuğunu ileri sürerek, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

    II-CEVAP

    Davalılar davanın reddini talep etmiştir.

    III-MAHKEME KARARI

    A-İLK DERECE MAHKEME KARARI

    Müteveffa sigortalının 19/10/2015 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda vefat ettiği, hükme esas alınan kusur raporunda kazanın meydana gelişinde, müteveffa Nuri Gökçay'ın % 40 oranında, Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş 'nin % 48 oranında, Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş'nin % 10 oranında, Oğuz Şenen'in % 2 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, tarafların kusur oranı, kurum tarafından yapılan ödemeler ve dosya kapsamı nazara alınarak davacı eş ve çocukların maddi zararının olduğunun tespit edildiği ve lehlerine manevi tazminat takdir edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulune karar verilmiştir.

    B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

     Davacılar vekili ile davalı Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

    IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:

    Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece alınan kusur raporu ile ceza mahkemesince alınan kusur raporları arasında çelişki bulunduğu, çelişkinin giderilmesi için ek rapor alınmış ise de, alınan ek raporda da çelişkinin giderilmediğini, müteveffaya kusur atfedilme sebebi olarak ileri sürülen çalışmadan kaçınma hakkını kullanmadığı gerekçesinin ülke gerçekliğiyle ve davaya konu somut işyeri çalışma koşullarıyla bağdaşmadığını, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, mahkemece müvekkilleri lehine hükmedilen manevi tazminat miktarlarının da yetersiz olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

    Davalılar Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; müteveffa Nuri Gökçay ile müvekkili Çamlıbel şirketi arasında herhangi bir işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, müvekkili Çamlıbel şirketinin asıl işveren değil ihale makamı olduğunu, bu nedenlerle müvekkili Çamlıbel şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca davayı kabul anlamına gelmemek üzere bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hatalı olduğunu, müvekkili şirketlerin meydana gelen kazada hiçbir kusurunun bulunmadığını, kazada davacının illiyet bağını kesecek derecede ağır kusuru bulunduğunu, ayrıca davacıların ıstırabının giderilmesinden ziyade zenginleştirici nitelikte yüksek bir manevi tazminata hükmedildiğini, davacının ücretinin yanlış değerlendirilerek yüksek miktar üzerinden hatalı bir şekilde hesaplandığını, peşin sermaye değerli gelir tenzili esnasında hataya düşüldüğünü, davacıya bağlanan gelirin %60'lik rücu edilebilir kısmının tenzilinin yapılması halinde, davacının hem SGK'dan bağlanan gelir hem de işveren tarafından ödenecek tazminat nedeniyle iki kere tazminat alması sonucuna yol açtığını, karara esas alınan hesap bilirkişi raporunda davacı eş Gülsefa Gökçay'ın evlenme ihtimalinin de hatalı değerlendirildiğini, ayrıca diğer davalı Mapfre Sigorta yönünden davanın açıldığı tarihten itibaren sorumluluğuna gidildiğini fakat müvekkili şirketler tarafından sigorta poliçesi kapsamında olay gerçekleşince sigorta şirketine ihbar yapılarak dosya açıldığını, bu nedenle sigorta şirketinin sorumluluğu yönünden dava tarihinin kabulünün hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

    V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

    Dava, 09/10/2015 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

    İlk Derece Mahkemesince; asıl ve birleşen davanın kısmen kabulu ile, davacı eş G. için 137.335,37 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın, çocuk M. için 8.903,23 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın, çocuk Ömer için 12.352,42 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın, çocuk Meral için maddi tazminat talebinin reddi ile 30.000,00 TL manevi tazminatın davalı Çamlı Enerji A.Ş ve Çamlıbel A.Ş yönünden 19/10/2015 olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte, Mapfre Sigorta AŞ yönünden 20/09/2016 davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte (sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limitiyle sınırlı olacak şekilde) müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesine karar verildiği, bu kararın davacılar vekili ile davalı Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekilince istinaf yoluna götürüldüğü, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davacılar vekili ile davalı Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekilinin istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Uyuşmazlık, meydana gelen iş kazasında sorumluluğun tespiti noktasında toplanmaktadır.

    Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.

    İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

    Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

    İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

    Anayasanın 17. maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.

    818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.

    İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.

    Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığını 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir.

    Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.

    Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."

    Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.

    Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.

    Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30/06/2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

    6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesine göre;

    (1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;

     a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.

    b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.

    c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.

    ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.

    d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.

    (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

    (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.

    (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.        

    Aynı kanunun " Risklerden Korunma İlkeleri " kenar başlıklı 5.maddesine göre;

    (1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.

    a)Risklerden kaçınmak.

    b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.

    c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.

    ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.

    d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.

    e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.

    f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.

    g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.

    ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.

    Yine 6331 sayılı Kanun " Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.

    (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.

    a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,

    b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,

    c) İşyerinin tertip ve düzeni,

    ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,

    2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.

    (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.

    (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.

    Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, " Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5.maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir.(HGK 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar )

    6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.

    Kanunun 19. Maddesine göre;

    (1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.

    (2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.

    a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.

    b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.

    c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,

    ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.

    d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.

    İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37. maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2. maddesinin dördüncü fıkrası, 63. maddesinin dördüncü fıkrası, 69, maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve geçici 2. maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan " İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan " 85. madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır.

    Yine 6331 sayılı Kanunun "Atıflar " kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir.

     

    Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

    4857 sayılı İş Kanununun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19. maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.

    6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

    Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.

    Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)         

     

    Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; müteveffa sigortalının, davalı Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. ‘nde şoför olarak çalıştığı, şirket çalışanı olan bakım ekiplerinin elektrik hattında bakım yaptıkları sırada, motorlu testere ile elektrik tellerine temas eden kavak ağacının kesilmesi esnasında kesilen ağacın üzerine düşmesi sonucu vefat ettiği, hükme esas alınan kusur bilirkişi raporunda, olayın meydana gelmesinde müteveffa N. G'ın % 40 oranında, Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş 'nin % 48 oranında, Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş'nin % 10 oranında, O. Ş'in % 2 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, SGK Başkanlığınca düzenlenen müfettiş raporunda ise müteveffa N. G'ın % 50 oranında, Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş 'nin % 40 oranında, O.Ş'in % 5 oranında, işletme şefi olarak görev yapan Y. P’ın ise % 5 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, kusur oranlarında oluşan bu çelişkinin mahkemece giderilmediği gibi bahse konu raporlarda kusurun aidiyeti ve oranı hususlarının duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmadığı anlaşılmaktadır.         

    Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, rücu dava dosyasındaki kusur raporu da dosya kapsamına getirtilip, tarafların kusurunun aidiyeti ve oranının hiç kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya konulması açısından olay tarihindeki iş güvenliği mevzuatı gözetilerek dosya kapsamında yer alan ve kusurun ağırlığının aidiyetini birbirinden farklı şekilde yorumlayan, Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişi raporu ile bilirkişi heyet raporu arasındaki çelişkiyi gidermek için, A sınıfı İş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi heyetine dosyayı tevdi etmek, özellikle kazalının davalı şirkette şoför olarak çalıştığı hususunun gözönünde tutulması suretiyle tarafların iş kazasının gerçekleşmesindeki kusur oranlarını her türlü şüpheden uzak şekilde tespit ettirmek, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek, maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında bir karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacılar ile davalı Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılar ile davalı Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. ve Çamlı Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri A.Ş.'ye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23/03/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    2468

     

     

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ