• FAZLA ÇALIŞMA ALACAĞI




     
    YARGITAY
    9. HUKUK DAİRESİ
     
    Esas No.
    Karar No.
    Tarihi:
    2009/12698
    2011/12282
    25.04.2011
    İlgili Kanun / Madde
    4857 S.İşK/41
       
    • FAZLA ÇALIŞMA ALACAĞI
    • HAKKANİYET İNDİRİMİ NEDENİYLE RED VEKALET ÜCRETİNE HÜKMEDİLEMEYECEĞİ
    • HAKKIN ÖZÜNÜ ZEDELEYECEK ŞEKİLDE TAKTİRİ İNDİRİM YAPILAMAYACAĞI

     
      ÖZETİ işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusu arttırdığı aşamada mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı bilenememektedir. Dairemizce 2011 yılı itibarıyla maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş ve her türlü indirimden kaynaklanan red sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsiz sonuçlara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır.  Yine daha önceki kararlarımızda fazla çalışma asıl alacaktan indirim sebebiyle red vekâlet ücretine hükmedilmekte ancak Borçlar Kanunu’nun 161/son, 325/son maddeleri ile 43 ve 44. maddelerine göre ve yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açmaktadır.  Konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde bir kurala yer verilmediğinden Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma asıl alacaktan yapılan indirimler sebebiyle reddine karar verilen miktar bakımından kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.
    Somut olayda davacı işçinin yaptığı iş, çalışma süresi ve çalışma şekli dikkate alındığında tespit edilen fazla mesai ücretinden hakkın özünü zedeleyecek biçimde %50 oranında indirim yapılması hatalı olup, daha makul oranda indirim yapılarak hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
     
                 

    DAVA                                   :Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, hafta tatili,
    Ulusal bayram ve genel tatil alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
                                       Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
                                        Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi F.Erdoğan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
    Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketçe yürütülen yüksek gerilim elektrik işinde, 25.03.2008 tarihinde elektrik teknisyeni olarak çalışmaya başladığını, çalışmalarının sigortaya 26.09.2003 tarihinde bildirildiğini, davacı ve arkadaşlarının davalı işverenden fazla mesai alacakları ile hafta tatili izni talep etmeleri üzerine, hizmet akitlerinin 28.11.2003 tarihinde haksız, bildirimsiz ve kötüniyetli olarak feshedildiğini, davacıya kıdem-ihbar tazminatı ödenmediğini, hiç yıllık izin kullanmadığını, ulusal bayramlarda çalıştığını, hafta tatili kullanmadığını, mesai saatlerinin 08:00-22:00 arası olduğunu, ayrıca, haftada en az iki defa 24:00'e kadar çalıştığını, hafta tatili-fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, son aylık net ücretinin 775,00 YTL olduğunu, ancak sigortasının asgari ücret üzerinden yatırıldığını, davacının öğle ve akşam yemeklerini istediği lokantada yiyip, günlük en az 15,00 YTL değerindeki yemek bedelinin davalı işverence karşılandığını, davalı işverene noter kanalıyla gönderilen 12.02.2007 tarihli ihtarnameyle, işçilik alacaklarının talep edildiğini, ihtarnamenin 13.02.2007 tarihinde davalı işverene tebliğ edilmesine karşılık alacakların ödenmediğini beyanla, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram-genel tatil ücreti, hafta tatili ücretinin faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
    Davalı vekili, davalı şirketin yüksek gerilim test işiyle uğraştığını, kısıtlı sayıda kişinin ekip halinde çalıştığı bu özel işte, işe giriş işlemlerinin zamanında ve yasalara uygun olarak yapıldığını, davacının çalıştığı ekip şefi Mehmet Çakır ile Rafet Taş adlı şahısların, davalı işverenin bilgisi dışında, Meren Enerji Ltd. Şti. adında bir şirket kurduğunu, davacı da bu ekipte olduğundan ve işin niteliği gereği ekip halinde çalışma sözkonusu olduğundan, bir yandan davalı şirketten maaş alırken, bir yandan da yeni kurulan şirketin işlerine baktığını, davalı şirkete ait araç ve ekipmanla maddi kazanç sağladığını, davalı şirketten ayrılır ayrılmaz da Meren Ltd. Şti.nde çalışmaya başladığını, davacı ve arkadaşlarının suç unsuru teşkil eden bu eylemlerinden dolayı davalı şirketin büyük zarar gördüğünü, iş kolunun niteliği gereği, yeni bir ekibin bulunup işe başlatılması zaman aldığından, davalı şirketin, ancak Şubat 2006 tarihinde işlerine kaldığı yerden devam edebildiğini, davacının doğruluk ve bağlılığa uymayan, sadakat yükümlülüğüne aykırı bu tutumu nedeniyle, hizmet akdinin 4857 sayılı yasa md.25/II-e uyarınca, haklı nedenle feshedildiğini, Yargıtay'ın emsal kararlarında da, bu tarzdaki hareketlerin haklı fesih nedeni olarak kabul edilerek, kıdem-ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerektiğinin kabul edildiğini, ayrıca, davacının iddia ettiği gibi, fazla mesai, hafta tatili ve bayram tatili çalışmasının, işin niteliği gereği bulunmadığını, son aylık net ücretinin 775,00 YTL olduğu ve yıllık izin kullanmadığı yönündeki iddiaların da gerçeği yansıtmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.        
    Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Hüküm süresi içerisinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
    1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıda belirtilen bendin kapsamı dışında kalan tüm temyiz itirazlarının reddine
    2. Davacı işçinin istek konusu süre içinde fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir.
    Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
    Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. 
    İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde,  fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
    İşyerinde en üst düzey konumda çalışan işçinin görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye aynı yerde görev ve talimat veren bir yönetici ya da şirket ortağı bulunması durumunda, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma talep hakkı doğar. O halde üst düzey yönetici bakımından şirketin yöneticisi veya yönetim kurulu üyesi tarafından fazla çalışma yapması yönünde bir talimatın verilip verilmediğinin de araştırılması gerekir.   İşyerinde yüksek ücret alarak görev yapan üst düzey yöneticiye işveren tarafından fazla çalışma yapması yönünde açık bir talimat verilmemişse, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir.
    Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışan bu işçiler yönünden prim ödemelerinin fazla çalışmayı karşılayıp karşılamadığı araştırılmalıdır. İşçiye ödenen satış priminin fazla çalışmaların karşılığında ödenmesi gereken ücretleri tam olarak karşılamaması halinde aradaki farkın işçiye ödenmesi gerekir.
    İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir.
    Günlük çalışma süresinin 11 saati aşamayacağı Kanunda emredici şekilde düzenlendiğine göre, bu süreyi aşan çalışmaların denkleştirmeye tabi tutulamayacağını ve zamlı ücret ödemesi veya serbest zaman kullanımının söz konusu olacağı kabul edilmelidir.
    Yine işçilerin gece çalışmaları günde yedibuçuk saati geçemez (m.69/3). Bu hal de günlük çalışmanın, dolayısıyla fazla çalışmanın bir sınırını oluşturur. Gece çalışmaları yönünden haftalık 45 saat olan yasal çalışma sınırı aşılmamış olsa da günde 7.5 saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti ödenmelidir.   Dairemizin kararı bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 23.6.2009 gün 2007/ 40862 E, 2009/ 17766 K).
    Fazla çalışma yönünden diğer bir yasal sınırlama da, İş Kanunu’nun 41. maddesinde yazılı olan fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamayacağı şeklindeki hükümdür. Ancak bu sınırlamaya rağmen işçinin daha fazla çalıştırılması halinde, bu çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinin de ödenmesi gerektiği açıktır. Yasadaki sınırlama esasen işçiyi korumaya yöneliktir. Dairemizin kökleşmiş uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 18.11.2008 gün 2007/32717 E, 2008/31210 K.).
    Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
    Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanununun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.
    Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 12.11.2009 gün, 2009/ 15176 E, 2009/ 31514 K.; Yargıtay, 9.HD. 18.7.2008 gün 2007/ 25857 E, 2008/ 20636 K.).  Ancak, fazla çalışmanın taktiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
    Dairemiz kararlarında fazla çalışma ücretlerinden yapılan indirim kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla davalı tarafın kendisini avukat ile temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için  davalı yararına avukatlık  ücretine hükmedilmesi gerektiği ifade edilmişse de(Yargıtay 9.HD. 11.02.2010 gün 2008/ 17722 E, 2010/ 3192 K.) işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusu arttırdığı aşamada mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı bilenememektedir. Dairemizce 2011 yılı itibarıyla maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş ve her türlü indirimden kaynaklanan red sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsiz sonuçlara yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır.  Yine daha önceki kararlarımızda fazla çalışma asıl alacaktan indirim sebebiyle red vekâlet ücretine hükmedilmekte ancak Borçlar Kanunu’nun 161/son, 325/son maddeleri ile 43 ve 44. maddelerine göre ve yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açmaktadır.  Konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde bir kurala yer verilmediğinden Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma asıl alacaktan yapılan indirimler sebebiyle reddine karar verilen miktar bakımından kendisini vekille temsil ettirmiş olan davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.
    Somut olayda davacı işçinin yaptığı iş, çalışma süresi ve çalışma şekli dikkate alındığında tespit edilen fazla mesai ücretinden hakkın özünü zedeleyecek biçimde %50 oranında indirim yapılması hatalı olup, daha makul oranda indirim yapılarak hüküm tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ