• Türkiye'de Tarımın Ekonomideki Yeri ve Güncel Sorunlar

    Doç. Dr. F. Aylan ARI

    ABSTRACT

    Agriculture’s Place and Its Issues in Turkish Economy Eventhough, today, nearly 1/3 rd of the population live in agricultural or rural areas, agriculture’s place in the national income is only at the %8–10 percent level.

    In developed countries this situation is much more different, the population’s %3–5 percent part works in agriculture. During the process of EU membership, agriculture and industry’s political policies need to be applied in harmony and in Turkey, agriculture’s problems can be solved with, only excessive accumulation and investment. The disintegration seen in the agricultural sector, causes unqualified labor force to head towards cities and especially western cities and this process accelerates social problems as well as the unemployment rate.

    Key Words: population, membership, to apply, to accelerate, to cause.

     

    Tarım sektörünün doğal koşullara bağlı olması, risk ve belirsizlik faktörlerini güçlendirir. Ayrıca, tarımın arz ve talep esnekliğinin katı olması ve üretim periyodunun diğer sektörlere göre uzunluğu, tarımsal desteklemeleri ve tarıma dayalı sanayilere yönelişi gündeme getirmektedir. Tarım sektörünün özelliği gereği desteklemeye muhtaç olması gerçeği pek çok ülke tarafından kabul edilerek, çeşitli destekleme ve koruma tedbirleri uygulanmaktadır. Özellikle, 1980’lerden sonra, değişen ülkesel ve uluslar arası koşullar yeni fırsatları yaratırken, tarım ve gıda sektöründe farklı yaklaşımlar ve reform gerekliliği gündeme gelmiştir.Ülke nüfusunun yaklaşık üçte birine yakın bölümü tarımsal ya da kırsal alanda yaşıyor olduğu halde milli gelirde tarımın yeri ancak % 8–10 düzeyindedir. Türkiye’de tarım sektöründe göze çarpan eğilimler, küçük meta üretiminin yaygın olması, toprak dağılımının çok parçalı olması ve verim düşüklüğüdür. Tarım kesiminde nüfus artış hızı ülke ortalamasının üstündedir, bu olgu miras yoluyla toprakların küçülmesine sebep olmakta ve kente olan göçü hızlandırmaktadır. Küçük parçalara bölünmüş yaygın toprak yapısı ise, maliyetleri yükselterek tarım üretiminde verimsizliğe yol açmaktadır. Oysa ki dünyada tarım ve hayvancılıkta bir modernleşme ve dönüşüm söz konusudur. Tarım sektörü günümüzde artık yeni teknoloji ile ve çağdaş ekonomik normlarla geliştirilen bir sektördür. Bu nedenle tarım sektörünün hızlı transformasyonu için ülkemizde de toprak toplulaşması ve yeni teknoloji kullanımı kaçınılmazdır.

    Mevcut politikaların etkinliğini yitirmesi nedeniyle, içinde bulunduğumuz küreselleşme sürecinde tarım Avrupa Birliği ile entegrasyonda öncelikle geliştirilesi gereken bir sektör olarak belirmekte, Dünya Bankasının liberalleşme politikaları ve Dünya Ticaret Örgütü kuralları karşısında zorlanmakta ve uyumu güçleştirmektedir. Bugüne kadar uygulanmakta olan kendi kendine yeterli olmaya yönelik politikaların çok taraflı anlaşmalarda yer aldığı şekliyle, gerekli görülen Tarım Reformları çerçevesinde değişerek, ülkelerin önemli ürünlerde kendine yeterli olma politikaları yanında, karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ürünleri yetiştirmeleri ve piyasa fiyatlarına hassasiyeti artırıcı politikaların benimsenmesi öngörülmektedir.

    TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDA TARIM ALANINDA İLİŞKİLER

    1. Dış Ticarette mukayeseli üstünlük teoreminin geçerli olduğu dönemlerde tarımın dış ticaret ve sermaye birikimi açısından yeri ve önemi:

    Dış ticarette mukayeseli üstünlük teoreminin geçerli olduğu dönemlerde tarım ürünü üreticisi ve ihracatçısı konumunda olan ekonomiler görece avantajlı olabilmektedir. Bu dönemde tarımsal ürünler ekonomiye yararlı ticari meta olarak görülebilir. Zira bu dönemlerde dış ticaret hadleri henüz tarım ürünleri aleyhine dönmemiştir. Oysa, günümüzün sanayi destekli tarımsal üretim aşamasında artık mukayeseli üstünlük teoremi yerini mutlak üstünlük teoremine bırakmıştır. Mutlak üstünlük teoreminin geçerli olduğu durumlarda gelişmiş ekonomiler hem tarımsal alanda hem de sanayi alanında gelişmekte olana ekonomilere üstündür ve dış ticaret hadleri aşırı derecede tarımsal ürünler aleyhine dönmüştür. 

    2. 1980 Sonrası Tarımda Yapısal Değişme

    1980’li yıllarda neo–liberal politikaların uygulamaya konularak yaygınlaşmaya başlaması pek çok ülkeyi etkilemiştir. Genel olarak; özelleştirme, rekabeti azaltıcı bir etken olarak görülen işçi ücretlerinin düşürülmesi, sosyal devlet desteklerinin azaltılması, olası krizlerin engellenmesi için sermayenin dolaşımının önündeki engellerin kaldırılma çabaları bu sürecin temel belirleyicileri olarak ortaya çıkmıştır.

    24 Ocak 1980 programının yürürlüğe girmesiyle hükümetlerin tarım politikalarında birçok değişiklik ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, tarıma karşı “koruyucu ve düzenleyici” devlet tavrı değişmiş, tarım üretiminde piyasa koşullarına tabi olunmasını sağlayacak bir politika değişikliği ortaya çıkmıştır. Dış ticaret korumacılığı çok azalmış, girdi sübvansiyonları kaldırılmış, ürün fiyat desteği neredeyse son bulmuş ve kapsamı daraltılmıştır. Yine bu dönemde, tarım piyasalarını düzenleyici kamu kurumları, dönemin sonuna doğru daha önce sahip oldukları avantajları yitirmiştir. Diğer kamu kurumları gibi bunların da özelleştirilmesi gündeme gelmiş, bazılarının sahip oldukları tekel gücüne son verilmiştir. Diğer yandan, yabancı sermayeye kapalı olan tohum, iç ve dış sermayeye tamamiyle açılmış ve kamunun buradaki işlevine son verilmiştir.2

    3. Tarım Sektöründe Özelleştirme

    Tarımda 1980'li yıllara kadar Üretim artışı, kendine yeterlik temel hareket noktaları iken, 1980'den sonra uygulanan politikalar ile bu durum değişmiştir. Uygulamalar sonucu tarım piyasalarını düzenleyici kamu kurumlarının (Toprak Mahsulleri Ofisi, Tarım Kooperatifi Birlikleri, Zirai Donatım Kurumu, Toprak Su. Ziraat Bankası vb) etkinliği azaltılmaya çalışılmıştır. Diğer kamu kuruluşları gibi, bunların da özelleştirilmesi gündeme gelmiş, bazılarını sahip oldukları tekel gücüne (TÜGSAŞ'ın ithalat tekeli gibi) son verilmiştir. Tarıma yönelik politikaların, sanayi kesimi için doğrudan sonuçlan vardır. Dış rekabete açılan ekonomide imalat sanayi ve hizmetlerin rekabet gücünü artırmak için tarım etkin bir araç olarak kullanılmak istenmiştir. Bu politika, gıda maddeleri fiyatlarının düşük kalması yoluyla ücret artışlarını sınırlamak ve sanayinin girdi olarak kullandığı, tarım ürünleri fiyatlarını düşük tutarak, sanayi maliyet fiyatlarını önlemek biçiminde uygulanmaya çalışılmıştır. Bu politikalar sonucu tarım emekçileri hızla yoksullaşmış, tarımdan sanayiye kaynak aktarımı hızlanmıştır."3

    4. Roma Anlaşması ve Ortak Tarım Politikası 

    İkinci dünya savaşı sırasında yaşanan kıtlığın yarattığı endişenin yanı sıra savaş sırasında AB aktif nüfusunun çok önemli bir bölümünü oluşturan tarım sektörü çalışanlarının gelir düzeyinin korunması ve üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki derin farklılıkların giderilmesi gerekliliği birliği bir ortak tarım politikası oluşturmaya yöneltmiştir. Tüm bu etkenlerin bir araya gelmesi ile üye ülkeler tarafından gerekliliğine karar verilen ve Roma Anlaşmasının 3847. Maddesiyle yasal çerçevesi belirlenen Ortak Tarım Politikası 1962 yılında ilk ortak piyasa düzeninin oluşturulması ile resmen hayata geçirilmiştir. Ortak Tarım Politikasının amaçları 33. Maddede;

    -       Teknik ilerlemenin özendirilmesi, tarımsal üretimin rasyonelleştirilmesi ve üretim faktörlerinin özellikle işgücünün optimal kullanımının ve verimliliğinin arttırılması 

    -       Tarımsal nüfusun yaşam düzeyinin, özellikle tarımda çalışanların gelirinin artırılması yoluyla yükseltilmesi

    -       Piyasalarda istikrar sağlanması,

    -       Düzenli bir ürün arzının garanti altına alınması ve

    -       Tarım ürünlerinin tüketicilere uygun fiyatlarla ulaştırılmasının sağlanması olarak sıralanmıştır.

    Ortak Tarım Politikası üç temel ilke üzerine yapılanmıştır: Tek Pazar ilkesi, üye ülkelerde tarım ürünlerinin serbest ortak tarım dolaşımını engelleyen tüm kısıtlamaların kaldırılarak bir tek Pazar oluşturulmasını öngörmekte, bunun için ortak fiyat ve rekabet kurallarını, üye ülkelerde istikrarlı bir döviz kurunu ve dış pazarlara karşı sınırlarda ortak bir korumayı gerektirmektedir. Topluluk tercihi ilkesi birlik içinde üretilen ürünlere öncelik tanınmasını amaçlamakta, bunun için AB tarım ürünlerinin ithalata karşı korunmasını, ihracatının ise sübvanse edilmesini gerektirmektedir. Ortak mali sorumluluk ilkesi ortak tarım politikasına ilişkin tüm harcamaların birlik üyeleri tarafından ortaklaşa üstlenilmesini amaçlamaktadır.4

    5. Avrupa Birliğine Gidişte Tarım ve Sanayi Politikalarının Ahenkli Uygulanışı ve İstihdam–İşsizlik İlişkisi

    Avrupa Birliğine gidişte tarım sektörünün sorunlarının iyileştirilmesi ancak aşırı birikim ve yatırımla olasıdır. Bu ise kısa dönemde uygulanabilecek politikalarla gerçekleştirilemez zira, bu bir kaynak sorunudur.

    Avrupa Birliği fonları eğer gelebilirse ve yerinde kullanılırsa, yararlı sonuçlar almak mümkündür. Ancak içsel dinamiklerle bu sorunun aşılması hem zaman hem de kaynak ve proje gerektirmektedir.

    2005 yılı itibariyle Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) yayımladığı işsizlik anketine göre (Kasım–Aralık 2005, Ocak 2006 dönemini kapsıyor) işsizlik oranı yüzde 11.2’ye yükselmiştir. Bu oran kentsel kesimde yüzde 13.2 ve kırsal kesimde ise yüzde 8.2 olarak gerçekleşmiştir. İşsizlik olgusundaki bu artış tarım sektöründeki transformasyonun sağlıksız bir gelişim içinde olduğunun açık bir göstergesidir. Türkiye’de tarımdaki istihdamın payı 1995–2004 arasındaki 9 yılda 10 puan düşmüştür. Buna karşılık ise sadece 2005 yılında 4.5 puan gerilemiştir. Bu olgu büyüme yaşayan bir ekonomi için artan işsizlik trendinde tarım sektöründe açığa çıkan işgücünün etki ve rolünü açıklamaktadır. Zira, dünyada transformasyon süreci yaşayan diğer ülkelerde sektörler arasında bu böyle bir istihdam kayması görülmemektedir.

    Bu olguya ek olarak, gelişmiş ülkelerden AB, ABD, Kanada ve Avustralya’nın tarımsal büyüme oranlarının Türkiye tarım sektörünün çok üstünde seyrettiği görülmektedir.

     

    İstihdamın Sektörel Dağılımı

    Yüzdeler

    1995

    2004

    2005

    Tarım

     

     

     

    DÜNYA

    44,4

    41,1

    40,1

    MERKEZİ VE DOĞU AVRUPA (AB DIŞI) + BDT

    27,9

    23,2

    22,7

    DOĞU ASYA

    54,4

    51,5

    49,5

    TÜRKİYE

    44,1

    34,0

    29,5

    Sanayi

     

     

     

    DÜNYA

    21,1

    20,5

    21,0

    MERKEZİ VE DOĞU AVRUPA (AB DIŞI) + BDT

    27,5

    27,2

    27,4

    DOĞU ASYA

    25,9

    24,8

    26,1

    TÜRKİYE

    22,0

    23,0

    24,7

    Hizmetler

     

     

     

    DÜNYA

    34,5

    38,4

    38,9

    MERKEZİ VE DOĞU AVRUPA (AB DIŞI) + BDT

    44,6

    49,6

    49,9

    DOĞU ASYA

    19,7

    23,7

    24,4

    TÜRKİYE

    33,9

    43,0

    45,8

    Kaynak: ILO. TÜİK

     

    Genel Değerlendirme

    Tarım sektörünün piyasaya açılması için toprak mülkiyetinin rasyonel bir yapıya kavuşmasına ve tarımsal ürünlerin standardizasyonunun geliştirilmesine öncelik verilmelidir. Tarım sektöründe açığa çıkan işgücü fazlasının kentlere, özellikle de batı kentlerine yönelmesi, sosyal sorunlara neden olacağı gözden kaçırılmamalıdır. Sanayi toplumlarında kentleşme, kentlerin çekişi ile gerçekleşmiştir. Böyle bir çekiş gücü oluşturulmadan, kırsal alandaki işgücü fazlasını kentlere yöneltmek gerçekçi ve yararlı bir politika olarak görülemez. Büyüme stratejileri ülkenin sahip olduğu üretim faktörlerine göre belirlenmek durumundadır. Emek arzı artan, çalışabilir nüfusunun önemli bir bölümü işsiz veya çalışmayan ekonomilerde büyüme, atıl işgücünün hızla üretim sürecine alınmasıyla sağlanır. Türkiye’de büyümenin artarak gerçekleştiği 2005 yılında dahi işsizlik oranının artışı, tarımsal faaliyetlerin yoğunlaştığı yörelerde sanayileşme hamleleri başlatarak, işgücü göçüne meydan vermeden, yöresel dönüşümle tarımsal üretimden sanayi üretim aşamasına geçilme yolları yaratılarak yavaşlatılabilir.

    Tarım sektöründe koruma çok yaygın bir uygulamadır ve günümüzde dünyada yüzde 40 düzeyindedir, ve uluslar arası düzeyde 2013 yılına kadar tarımsal ihracat üzerindeki sübvansiyonların kalkması kararı alınmıştır. Oysaki gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye de tarım sektörünü desteklemek zorundadır.

    Türkiye’nin faktör yapısını dikkate alan büyüme stratejilerinin temel öğesinin istikrar olduğu düşünülürse, belki de önce tarımsal kökenli sanayi, daha sonraları da gerçek sanayi üniteleri oluşturmak ve göç sorunu yaratmadan, ve tarımsal yeterliliğin ortadan kalkmasını engelleyerek sanayi filizleri oluşturmak çözüm olabilir.

     


    [1] * Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimleri Fakültesi

    [2]  Gülten Kazgan, “1980’lerde Türk Tarımında Yapısal Değişme”, 75 Yıldan Köyden Şehirlere, İstanbul: Tarih Vakfı, 1999, s. 31

    [3]  Petrol–İş, Gübre sektöründe ve tarımda özelleştirmeye hayır, Petrol–İş yayın: 63, Temmuz 2000, sayfa: 11

    [4]  Avrupa Birliği Tarım Politikası, Avrupa’da Yenilenme ve Türkiye’ye etkisi, www.deltur.cec.eu.int

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ