• Toplumsal Cinsiyet Bakımından Evde Çalışma

    Doç. Dr. Tijen ERDUT

    Özet

    Toplumsal cinsiyet bakımından evde çalışma büyük ölçüde kadın çalışması haline gelmiş olan, kadınların genellikle ücretsiz aile çalışanı statüsünde bulunduğu, işbölümünün toplumsal cinsiyete dayandığı ve yaşam alanının kadınlar tarafından ekonomik faaliyet alanına dönüştürüldüğü bir çalışma biçimi olarak tanımlanabilir. Evde çalışma, kadın emeğine ulaşmak isteyen işverenler tarafından toplumsal cinsiyet normlarının aşılmasını sağlayan ideal bir çalışma biçimi olarak değerlendirilmekte, aile içi dayanışmanın, din, etnik ve kast aidiyetinin sağladığı üstünlüklerden yararlanılması ve yasaların aşılarak enformel alana erişilmesinde bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Evde çalışma kadınların “kadın işleri” olarak tanımlanan işlerde, çalışma koşulları üzerinde kontrolü olmaksızın çalıştırılması, toplumsal yaşamdan dışlanması ve toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliğin yeniden üretilmesi ile sonuçlanmaktadır.

    Anahtar Sözcükler: Evde çalışma, taşeronlaşma, toplumsal cinsiyet

     

    HOMEWORK FROM GENDER PERSPECTIVE

    Abstract

    Homework, from gender perspective, can be described as a form of employment performed mostly by women who are in the status of unpaid family members in which the division of labour is decided by gender and the living spaces are transformed into economically active spaces by women. It is considered as an ideal form of employment to overcome gender norms by employers who want to get access to female labour. Employers use homework to benefit from solidarity within households and religious, ethnical and cast identities, as well as to bypass labour legislations through informal labour markets. Homework leads women into so-called “women’s work” with no control over working conditions and isolation from social life thus reproduces gender inequality.

    Keywords: Homework, subcontracting, gender

    Giriş

    Ücretli ve ücretsiz çalışma ile işgücü esnekliği arasında bir bağ bulunmaktadır. Bu bağ, toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerinden kurulmaktadır. Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü kadınların üretici rolünü, yeniden üretici rolüyle birleştirmesini gerektirmektedir. Bu nedenle, evde çalışmanın artışı, bir yandan üretim ve işgücü esnekliği sunarken, diğer yandan ailede ve işgücü piyasasında potansiyel olarak var olan cinsiyete dayalı eşitsizlikleri de yeniden üretmektedir.

    Bu araştırmada çalışma biçimlerinden biri olan evde çalışmanın kadın ve erkekleri niçin farklı etkilediği sorgulanacaktır. Bu amaçla toplumsal cinsiyet bakımından evde çalışma, gerekçeleri ve sonuçları çözümlenecektir.

    A. Toplumsal Cinsiyet Bakımından Evde Çalışma Kavramı

    1. Tanım

    Günümüzde evde çalışma çokuluslu işletmelerin esneklik stratejileri doğrultusunda gerçekleştirdikleri uluslararası taşeronluk faaliyetlerinin bir parçası haline gelmiş ve daha heterojen bir nitelik kazanmıştır. Ancak evde çalışma çoğunlukla kadınların, niteliksiz işlerde ve enformel istihdam edildiği bir çalışma biçimi olarak geleneksel özelliklerini yitirmemiştir2. Değer zincirlerinde üretim ve işgücü maliyetleri alt katmanlara doğru aktarılırken, taşeron işletmeler ve evde çalışanlar çokuluslu işletmelere bağımlı hale gelmiştir. Hazır giyim ve dericilik endüstrisinin emek yoğun imalat aşamalarında, sebze ve meyve üretiminde, puro sarma, halı dokuma, yiyecek hazırlama ya da ürünleri ayıklama, temizleme, paketleme ve etiketleme gibi çok çeşitli işlerde çalışan kadınların sayısı artmıştır3.

    Evde çalışma hem kapsadığı çalışan grupları, hem de uygulandığı sektörler bakımından son derece heterojendir. Gerçekten, erkekler de evde çalışmaya katılmakta, hizmetler sektöründeki işler de giderek evlerde görülmeye başlamaktadır. Bununla birlikte, çoğu “yeni”4 evde çalışanın, geleneksel evde çalışmayı çağrıştıracak biçimde, rutin büro işlerini yapan kadınlar olduğu görülmektedir. Bu nedenle toplumsal cinsiyet ilişkileri bakımından, kadınların dikiş makinesinin ya da bilgisayarın başında olmalarının bir farkı bulunmamaktadır5.

    Kadınların evde çalışmaya katılma olasılığının erkeklerden daha yüksek olduğu bilinmektedir6. Hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde yoksul yerleşimlerdeki kadınlar üretim, yeniden üretim ve cemaat ilişkilerinin yönetimi olmak üzere üstlendikleri “üçlü rol” bağlamında evde çalışmaya katılmaktadır7. Bu bağlamda kadınlar, geleneksel ve ailevi sorumluluklar yükleyen toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünün yanı sıra, cemaat ile güçlü bağları nedeniyle de evde çalışanların çoğunluğunu oluşturmaktadır8.

    Evde çalışmanın diğer ev işlerinden farkı ücretli olmasıdır9. Bununla birlikte, evde çalışanların çoğunun istihdam statüsü belirsizdir. Uygulamada evde çalışanların işçi statüsünde yer aldığı kabul edilmemektedir. Evde çalışanların bir kısmının yasal anlamda kendi hesabına iş gördükleri kabul edilmesine rağmen, esasen büyük çoğunluğu kayıt dışı ve enformel olarak çalışmaktadır. Evde çalışmanın enformelliği, yasal düzenlemelerin dışında kalmasına ve çalışanların sömürüye açık hale gelmesine yol açmaktadır10. İstihdam statüsü tartışmalarında ise toplumsal cinsiyet boyutu yeterince dikkate alınmamaktadır.

    Geleneksel bir yapısı olan evde çalışma bakımından, toplumsal cinsiyet rolleri ve üretim alanları arasında yakın bir ilgi bulunmaktadır11. Buna göre, kimin, hangi alanı, ne zaman ve hangi amaçla kullanacağı toplumsal cinsiyet normlarıyla belirlenmiştir12. Kişilerin evlerini kendi girişimleriyle ekonomik faaliyete uygun hale getirmesi hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülkelerde gözlenen bir gelişmedir. Bunun için kadınların belirleyici rolünden yararlanılmaktadır13.

    Toplumsal cinsiyet bakımından evde çalışma, kadınların yoğun olduğu, kadınların genellikle aile içerisinde ücretsiz çalıştığı, işbölümünün toplumsal cinsiyete göre belirlendiği ve evin kadınlar tarafından ekonomik faaliyet alanına dönüştürüldüğü bir çalışma biçimi olarak tanımlanabilir.

    2. Unsurları

    a. Kadın Çalışması 

    Dünyada evde çalışanların yarısından fazlası, çocukları veya diğer aile sorumlulukları nedeniyle gün boyu evlerinde bulunmaları gereken, kadınlardır. Evde çalışanlar arasında kadınların oranı, hem gelişmiş ülkelerde, hem de gelişmekte olan ülkelerde çok yüksektir14. Doksanlı yıllarda Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, İngiltere ve Hollanda’da evde çalışan tanımına uyanların yüzde 95’i, Fransa’da yüzde 84’ü, İspanya’da yüzde 75’i kadındır. Brezilya’da evde parça başına çalışanların büyük çoğunluğu kadındır15. Hindistan’da evde çalışmaya katılanların yüzde 84’ü, Endonezya ve Filipinlerde ise yüzde 80’den fazlası kadındır16. Pakistan’da kadın işgücünün yüzde 60’ı evde çalışmaktadır17.

    Kadınların evde çalışmalarının temel gerekçesi ev işleri ve çocuk, hasta veya yaşlı aile üyelerinin bakımı gibi geleneksel yükümlülüklerini gelir getirici faaliyetlerle birlikte yerine getirebilmektir18. Meksika’da evde çalışanların yüzde 60’ının, çalışma saatlerinin esnek olmasını istedikleri ve ulaşım giderlerinden tasarruf sağladıkları için, ev dışındaki daha yüksek ücretli iş önerisini kabul etmeyeceği belirlenmiştir. Kadınların eve bağlı kalmalarının gerekçeleri arasında, ev işlerini kolaylaştıracak sürekli akan sudan veya elektrikli ev araçlarından yoksun olmaları da bulunmaktadır. Ayrıca, kamusal bakım hizmetlerinin bulunmaması ve özel bakım hizmetlerinden yararlanmanın maliyetinin çok yüksek olması kadınların evlerinin dışında çalışmalarını engellemektedir. Arjantin’de evde çalışan kadınlar çocukları büyüdüğünde ev dışında bir iş bulmayı umduklarını belirtmektedir19.

    Bununla birlikte, bakım sorumluluklarının olmaması halinde de kadınlar evin dışında çalışmak için eşlerinden izin almakta güçlük çekebilecektir. Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümüne göre, kadınların ev dışındaki ücretli istihdamı iki yönlü toplumsal baskıya neden olmaktadır. Bir yandan, kadının dışarıda çalışması halinde erkek, ailenin geçimini sağlayan tek kişi olarak sorumluluğunu yerine getiremediği anlamına geleceği için kendisini tehdit altında hissetmekte ve saygınlığını yitirmekten çekinmektedir. Diğer yandan, evin ve çocukların bakımından sorumlu tutulduğundan, kadının konumu da zayıflatılmış olmaktadır. Bu nedenle, evde çalışma tercih edilmektedir20.

    Evde çalışma, esasen endüstri devrimi yıllarından bu yana eşlerinin geliri yetersiz olan evli ve çocuklu kadınların tercih ettiği bir çalışma biçimi olmuştur. Günümüzde işsizliğin artması, formel istihdam fırsatlarının sınırlanması, ücret artışlarının baskı altına alınması, sendikasızlaştırma nedeniyle pazarlık gücünün zayıflatılmış olması ve refah yardımlarında kesintiye gidilmesi evde çalışmayı bir seçenek haline getirmiştir21. Evde çalışmak zorunda kalanlardan bir kısmı, işletmelerin esneklik gerekçesiyle istihdamı dışsallaştırarak parça başına çalışma sistemine geçmesi sonucu sürekli işlerini yitiren veya çocuk sahibi olduğu için işlerinden çıkarılan kadınlardır22. Bu nedenle, evde çalışma salt kadınların evde çalışmayı değil, aynı zamanda işverenlerin de maliyetleri azaltıcı bir strateji olarak taşeronlar aracılığıyla evde çalıştırmayı tercih etmesi nedeniyle artmaktadır23.

    Evde çalışma, kadınların işgücü piyasasındaki zayıf konumlarından da kaynaklanmaktadır24. Kadınlar eğitim olanaklarından yeterince yararlanamadığı için niteliksiz işlerde düşük ücretle evden çalışmayı kabul etme eğilimindedir. Taşeronlar da maliyetlerini azaltmak için eğitimsiz veya pek az eğitim almış kadınları tercih etmektedir25.

    b. Ücretsiz Aile Çalışması

    Evde çalışanlar ücretli veya serbest çalışabilmektedir26. Ancak ücretli ya da serbest çalışan olarak iki statüden birinde yer almaları gereği, evde çalışan kadınların işgücü piyasasına katılımını biçimlendiren etkenlerin dikkate alınmadığını göstermektedir. Ayrıca kadınların ev ile bağlarının ev dışında ücretli istihdama katılmaları için fırsatları sınırladığı da göz ardı edilmektedir. Bu anlamda toplumsal cinsiyet boyutu ihmal edilmiş olmaktadır27.

    Ücretli veya serbest çalışan statüleri, liberal ideolojinin özgür birey varsayımına dayanmaktadır. Feminist yaklaşımda, bireylerin işgücünü sunmakta özgür olduğu varsayımının kadınlar için geçerli olmadığı konusunda düşünce birliği sağlanmıştır. Çünkü evde çalışan kadınların geleneksel rolleri, ücretli çalışmalarını etkilemektedir. Kadınların ev kadını veya ücretsiz aile çalışanı olarak görülmesi ve toplumsal yaşamdan dışlanmaları, işgücünü en yüksek ücret düzeyinden sunmalarını engellemektedir. Kadınlardan ücretli faaliyetlerini ailenin, hanehalkının28 veya aile işletmesinin gereksinimlerine göre düzenlemeleri istenmektedir. Diğer yandan, kadınların serbest çalışan sayılmaları da güç görünmektedir. Çünkü kadınların ekonomik katkısı çoğunlukla erkeklerin girişimciliği altında gerçekleşmekte ve kar fırsatlarını araştırmak için evden uzaklaşarak riske atılmaları engellenmektedir. Uygulamada evde çalışan kadınlar ne işçi, ne de serbest çalışan tanımlarına uymayan bir konumda çalışmaktadır. Bu nedenle, evde çalışma bakımından bağımlı veya serbest çalışan/mikro girişimci arasındaki ayırım da anlamını yitirmektedir29.

    Kadınların çalışarak toplumsal konumlarını güçlendirmeleri, yaptıkları işin toplumsal yaşama katılımlarını sağlaması, elde ettikleri gelirin görece yüksek ve düzenli olmasına bağlıdır. Ancak evde çalışmanın güçlendirici etkisi, kadınlara bağımsızlık ve görünürlük sağlayan diğer çalışma biçimlerinden, daha sınırlıdır. Çünkü evde çalışan kadınların statüsü daha çok ücretsiz aile çalışanına30 yakındır. Bu nedenle, evde çalışmanın ataerkil toplumsal cinsiyet ilişkilerini dönüştürme potansiyeli tartışmalıdır31.

    c. Toplumsal Cinsiyete Dayalı İşbölümü

    Kadın ve erkek işlerinin farklı olduğu klişesi ile işgücü piyasasındaki ücretli çalışma ve yeniden üretim faaliyetlerinde ücretsiz çalışma arasında bağ kurulmaktadır. Bu bağ, ücretli ve ücretsiz çalışmanın, toplumsal cinsiyet rollerine özgü kılınarak birbirinden ayrılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, kadınların çalışması ücretli de olsa toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünün genişletilmiş biçimi gibi algılanmaktadır. İşgücü piyasası da karşılaştırmalı üstünlüklerine göre uzmanlaşan bireylerin serbest tercihleriyle değil, bireylerin tercihlerini baskı altında tutan toplumsal normlar tarafından biçimlendirilmiş olmaktadır32.

    Toplumsal cinsiyet normlarının kadınların işgücü piyasasındaki akıcılığını ve seçme özgürlüğünü kısıtlaması hem çalışma, hem de aile ilişkilerini etkilemektedir33. Bu anlamda evde çalışma geleneksel güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Gerçekten, evde çalışan kadın ile siparişi getiren ve bitmiş işi teslim alan erkek aracı arasındaki ilişki salt toplumsal cinsiyet ilişkilerine değil, aynı zamanda güç ve statüdeki farklılıklara da örnek oluşturmaktadır34. Evde çalışan kadınlarla etkileşim halinde olanlar, kadınları evin geçimini sağlayan erkek aile reisine bağımlı ev kadınları olarak algılamaktadır35.

    Evde çalışmada erkekler çoğunlukla taşeron veya aracı rolünü üstlenmektedir. Görevleri, işlenecek malzemelerin alınması ve bitmiş işlerin toplanarak taşerona teslim edilmesidir36. Erkekler evdeki çalışmaya doğrudan katılmasalar da kadınların çalışacakları süre ve elde edecekleri gelir hakkında daha çok bilgiye sahiptir. Parça başına ücret oranları da hanehalkının erkek üyeleriyle pazarlık edilmektedir. Erkek aile üyelerinin evde çalışmanın bazı aşamalarına, özellikle pazarlamaya katılmaları, gelir üzerinde hak iddia etmelerine neden olmaktadır. Kadınların piyasaya erişimi salt bir erkeğin aracılığıyla sağlayabilmesi, kendileri için biraz gelir ayırma olanağından yoksun kalmalarına neden olmaktadır37.

    Yerleşik uygulamalar ve beklentiler anlamında toplumsal normlar kadınların pazarlık38 gücünü hem doğrudan, hem de dolaylı olarak etkilemektedir. Buna göre doğrudan pazarlık etme yetenekleri ve isteklerini, dolaylı olarak da pazarlık güçlerini artıracak kaynaklara39 erişimlerini kısıtlamaktadır. Kadınlar ekonomik olarak erkekleri desteklediklerinde bile bazı işleri gördükleri için erkeklerle ilişkilerini sürdürmek zorunda kalmaktadır. Kendi tercihlerini ileri sürmek için ekonomik statülerini açık bir biçimde kullanmaktan çekinmekte, bunun yerine uzlaşmak zorunda kalmaktadır. Çünkü kadınlar toplumsal ilişkilerini düzenlemek ve zan altında kalmaktan ya da toplumsal düşmanlıktan kaçınmak için bir erkeğe (baba, koca, erkek kardeş) bağımlıdırlar40. Bu nedenle, kadınların aile içerisindeki pazarlık konumları ender olarak güçlenmektedir.

    d. Evin Ekonomik Faaliyet Alanına Dönüşmesi

    Evde çalışmaya ilişkin araştırmalar, kadınların hanehalkı düzeyindeki üretken çalışmalarını ya ev işlerinden farklı bir kategoride ele alınması gereği ya da çift mesai yükü üzerinde durarak birbirinden ayrı alanlar içine hapsettiği gerekçesiyle eleştirilmektedir. Bu araştırmalarda kadınların yaşam alanlarını, gelir getirici faaliyetler ile aile üyelerinin günlük gereksinimlerini bağdaştıracak biçimde organize etmesinin gözden kaçırıldığı ileri sürülmektedir41. Yoksul kadınların, yerleşimlerinde sunulmasa bile, kendileri gibi, görünmez olan alanlarını yaratmakta büyük başarı gösterdikleri belirtilmektedir42.

    Evde çalışanlar gelişmiş ülkelerde ayrı bir çalışma odası, mutfağı veya yatak odası olmayan tek odalı küçük dairelerde, gelişmekte olan ülkelerde ise büyük kentlerin çevresindeki gecekondu bölgelerinde veya elektrik ya da sürekli akan suyun olmadığı kırsal yerleşimlerde yaşamaktadır43. Bu alanlar yoksul kadınların yaşamda kalma stratejilerinin önemli bir parçası haline gelmiştir44. Kentlere göç eden kadınların ailenin yaşamını sürdürdüğü alanları dönüştürmek için harcadığı büyük çabanın gerisinde, kentli kimliğini kazanma amacının da bulunduğu ileri sürülmektedir45.

    Örneğin, Delhi, Jahangir Puri gecekondu bölgesindeki yedi metre karelik tek odalı evler, aynı zamanda burada yaşayan ailelerin işyeridir. Cam ve metal bileziklerin (halhal) satışı ile geçinen bir çiftin bileziklerin boyanması, parlatılması ve gruplanması için üzerinde uyunan hasırı toplaması ve döşeme üzerinde saklanan, tavana asılan veya bir rafa konulan bileziklerin yayılması için yer açması gerekmektedir. Sokaklarda satış yapmak görevini üstlenen erkeğin kullandığı el arabası, evin içinde saklamak için yeterli alan olmadığından, her sabah yüklenmek ve her akşam boşaltılmak zorundadır46.

    Evde çalışanların, esasen, barınma sorunları vardır. Yer darlığına ek olarak bu evlerin pek çoğu aydınlatma veya diğer olanaklar yönünden yetersizdir. Yangın ve hırsızlık gibi tehlikelere de açıktır. Kadınların çoğunun evlerinin mülkiyeti kendilerine ait olmadığı gibi, kendilerini kocalarının, akrabalarının, ev sahibinin veya yerel yönetimlerin isteğine göre tam anlamıyla “sokakta” bulabilmektedirler47. Evde çalışanların yapabilecekleri işlerin türü ve verimlilikleri de çalışmak ve depolamak için uygun olan alanın büyüklüğüne veya elektriğin ve suyun olup olmamasına göre kısıtlanabilmektedir. Örneğin, Hindistan’ın Ahmedabad kentinde yıkılmaya yüz tutmuş harap barınaklarda yaşayan yoksul kadınlar, hiç kimsenin kendilerine parça başına giysi işi vermeye istekli olmadığından yakınmaktadır. Gerekçe olarak da evlerin koşullarının kötü olmasını ve temiz depolama alanları bulunmamasını gösterdiklerini bildirmektedirler. Bu nedenle, gerekli dikiş becerilerine sahip olmalarına rağmen, geçici işçilik veya çöp toplayıcılığı yapmak zorunda kalmaktadırlar48.

    Dakka’da ise farklı özellikler taşıyan üç gecekondu49 bölgesinde, evde çalışmanın değişik türleri yaygınlaşmıştır. Birinci gecekondu (Babupura) bölgesinde hanehalkları kiraladıkları dört metre karelik odalarda yaşamaktadır. Sokaklarda satacakları yiyecekleri hazırlamak için yine uyudukları tek odayı kullanmakta, bazen de odaların önündeki patikada pişirmektedir. Sekiz metre karelik gecekonduların (Badal Mia) olduğu bölgede ise hazır giyim işleri için yatak odaları, yiyecek hazırlamak için patika en kullanışlı alanlardır. Ortak alanların esaslı biçimde dönüşümü gecekondu kadınları tarafından yemek pişirmek gibi bir amaçla ve karşılıklı rızayla yapılmaktadır. Üçüncü bölgedeki daha büyük gecekonduların (Ershad Nagar) sakinlerinin kendi bakkal, giysi dükkânlarını açtığı ve yatak odası, veranda, avlu veya kaldırım gibi birçok alanı değiştirdiği ya da satış yerine dönüştürdüğü görülmektedir50.

    B. Kadınların Evde Çalıştırılma Gerekçeleri

    Evde çalışma, kadın işgücüne ulaşmak isteyen işverenler tarafından toplumsal cinsiyet normlarının aşılmasında ideal bir çalışma biçimi olarak değerlendirilmekte, aile içi dayanışmanın, din, etnik ve kast aidiyetinin sağlayacağı üstünlüklerden yararlanılması ve yasaların aşılarak enformel alana erişilmesinde etkili bir yöntem olarak kullanılmaktadır.

    1. Toplumsal Cinsiyet Normlarını Aşma

    Evin “mahrem” bir yanı olduğu pek çok kültürde kabul edilmektedir51. Ancak kapitalist üretim ilişkileri evde çalışma yoluyla çok fazla engelle karşılaşmaksızın ataerkil sistemin toplumsal cinsiyet ilişkilerine nüfuz edebilmektedir. Gerçekten, evde çalışan kadınların çoğu 20’li - 30’lu yaşlardadır ve küçük çocukları vardır. Tipik olarak, ücretli çalışmayı çocuk bakımı ve aile sorumluluklarıyla bağdaştırabilmek için evde çalışmaktadırlar. Bu nedenle evde çalışmada başlanması ve bırakılması görece kolay basit işler tasarlanmıştır. Tasarımın amacı, evde çalışmanın ev işleri ve çocuk bakımıyla bağdaştırılabilir görünmesini sağlamaktır52.

    Parça başına çalıştırma sisteminde malzemelere yaptıkları yatırımları riske atmak istemeyen işverenlerin çıkarları, işletme dışında güven veren ve tanıdık bir işçi grubuna sahip olmalarını gerektirmektedir. Orta yaştaki evli ve çocuklu kadınlar, işverenlere, bekâr kadınlardan daha çok güven vermektedir. Çünkü evli kadınlar için çalışma seçenekleri toplumsal normlar tarafından sınırlanırken, evli olmayan kadınların ev dışında çalışma fırsatları bulması ve kabul edilmesi olasılığı daha yüksektir. Gerçekten, bekâr kadınlar daha çok işletmelerde çalışmayı tercih etmektedir53.

    Diğer yandan, işverenlerin bu özellikleri taşıyan kadınlara yönelik tercihi, evde çalışma ile ev işlerinin gerekleri arasındaki benzerlikten kaynaklanmaktadır54. İşverenlerin işe alma stratejileri incelendiğinde, kadınların ev ve çocuk bakımından sorumlu olduğu ve bazı işlere “doğal” yatkınlıklarının bulunduğu inanışına dayanan, geleneksel toplumsal cinsiyet tutumlarını özümsedikleri görülmektedir55. Gerçekten, hazır giyim endüstrisindeki bir araştırmada işletmelerin evde çalışmayı yönetme biçimlerinde ailedeki toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünü esas aldıkları sonucuna varılmıştır56.

    Evde çalışma işveren tarafından doğrudan gözetilemediği için, işin gereklerine en iyi uyum sağlayabilecek çalışanların seçilmesi gerekmektedir. Taşeronlaştırılmış işler için temel gereklerden biri, önceden belirlenmiş teslim sürelerine uyulmasıdır. Kadınların çocuklarına bakmaları, zamanlarının çoğunu evde, yani görünürde kendine ait işyerinde, geçirdikleri anlamına gelmektedir. Bu anlamda, kadın evde çalışanların geleneksel faaliyetlerinin özellikleri, işverenlerin belirlediği teslim sürelerine uymayı kolaylaştıran bir etki yapmaktadır. Örneğin, Brezilya’da yapılan araştırmalarda öz disiplin, taahhüt ve ciddiyetin yüksek değerler olarak kabul edildiği ve orta yaştaki evli ve çocuklu kadınların bu değerleri taşıdığı algısının yerleşik olduğu saptanmıştır57.

    Kadınlar, çalışma programlarını ailenin gereksinimlerini ihmal etmeksizin, ancak bütün zamanlarını işverenlerin taleplerini karşılamak için çalışarak düzenleme eğilimindedir. Bu nedenle, kadınların evde çalışması aynı anda iki farklı düzende birden faaliyet göstermeyi gerektirmektedir. Bunlardan biri her an hazır olabilmeyi ve bakım beklentilerini karşılayabilmeyi gerektirirken, diğeri verimlilikle ölçmeyi içerir58. Bir başka deyişle, ev yaşamının rutin döngüsü bir yandan gün boyunca verimlilikte düşüşe neden olabilecek sürekli kesintileri kapsamasına rağmen, diğer yandan işe ayrılacak sürenin düzenliliğini güvence altına almaktadır. Ancak üretim akışının güvenceye alınmasında bu tür özellikler yeterli görülmemektedir. Bu nedenle, bazı işletmeler ikramiyeler ve ödüllerin yanı sıra, teslim süresi aşıldığında parça başına ücrette indirim yapılması gibi cezalar da uygulamaktadır59.

    2. Aile İçi Dayanışmadan Yararlanma

    Gelişmekte olan ülkelerde evde çalışanlar tipik olarak geniş aileler halinde yaşarlar. Aileler akraba ve komşularıyla aynı evi, bahçeyi ya da sokağı paylaşabilmektedir. Dış alanların ortaklaşa kullanımı, kısmen küçük ve kalabalık evlerin alan sıkıntısı yaratması, kısmen de aile bağlarının ve sosyal ağların bu ülkelerde daha güçlü olmasından kaynaklanmaktadır60. Bu ülkelerde evde çalışılması, aileyi bir arada tutmanın, güç ve güvencenin bir aracı olarak görülmektedir61.

    Bu nedenle, evde çalışanlar arasında bir tür “doğal” gruplaşma vardır. Aynı türde ürünleri üreten hanehalkları çoğunlukla belirli coğrafi yerleşimlerde yoğunlaşmaktadır. Gruplaşma aynı zamanda, işlem maliyetlerinin azaltılması ve olumlu dışsallıkların artırılması için uygulanan doğal bir stratejidir. Çünkü aracılar ve işverenler girdi ve hammadde dağıtımı, ürünlerin toplanması, sözleşmenin yapılması ya da bilginin, diğer iletişim araçlarının kullanılabilir olmadığı koşullarda, yayılması gibi taşeronlukla ilgili işlemleri azaltmaya gereksinim duyar. Ayrıca, bir ürün türünde uzmanlaşma yerel işgücünün becerilerini ve verimliliğini iyileştirmektedir62.

    Bu anlamda, hanehalkının ortalama boyutu evde çalışmaya yatkınlık için önemlidir. Evde çalışmanın yaygın olduğu ülkelerden Pakistan’da hanehalkı üyeleri ortalama 7,6 kişi ile çok yüksektir, Filipinler’de ortalama 6,1 kişi, Endonezya’da 5,5 ve Hindistan’da 5,2 kişidir. Tayland’da hanehalkı ortalama üye sayısı 4 kişinin altında olup, oldukça düşüktür. Eğer hanehalkı başına çocuk sayısına göre sıralanırsa bu ülkeler yine aynı grupta yer almaktadır. Demografik değişim, ülkelere göre farklılık gösterse de çocukların evde çalışmaya katılımlarını etkileyeceği için önem taşımaktadır63.

    Değer zincirlerinde çok küçük bir miktarda gelir elde ettiklerinden evde çalışanların sömürü koşullarında çalıştıkları bilinmektedir. Örneğin, Pakistan’da evde çalışanlar ürettikleri tütsü çubuklarının perakende fiyatının ancak binde 6’sını alabilmektedir. Avustralya’da evde çalışanlara ürettikleri gömleğin perakende fiyatının yüzde 6’sı, aracıya ise yüzde 17’si oranında ödeme yapılmaktadır64. Ancak sömürü, dışlanma riski altında topluca çok küçük bir grupta çalıştıkları ve yaşadıkları zaman daha da artmaktadır. Özellikle siparişin yoğun olduğu dönemlerde çok uzun saatlerle, çok düşük parça başına ücretle ve ücretleri çoğu zaman geç ödenerek çalıştırılmaktadırlar65.

    Evde çalışmadan elde edilen gelir salt yetersiz değil, aynı zamanda da düzensizdir. Bir işte uzun süre ve tek bir işveren için çalışmanın üstünlükleri düşünüldüğünde, evde çalışanlar ile taşeronlar arasındaki ilişkinin istikrarsızlığı dikkat çekmektedir. Evde çalışanlar bazen aylarca çalışacak iş bulamamakta, bazen de bir daha iş verilmeyeceğinden korktukları için itiraz etme şansı olmaksızın bahçeye kurulan tezgâhta gece gündüz çalışmak zorunda kalmaktadır. Araştırmalarda evde çalışanlar ve taşeronlar arasındaki genellikle herhangi bir sözleşmeye dayanmayan ilişkinin istikrarını sağlayan birkaç kontrol biçimi saptanmıştır. Bunlardan biri, hem taşeronun, hem de evde çalışanın aynı cemaatin üyesi, akraba veya komşu olmasıdır. Bir başka kontrol ve korunma yöntemi, Tayland’da olduğu gibi “eşgüdüm sağlayan” bir ailenin bulunmasıdır. Bu ülkede karma tohum üreten aileler, kendisi de karma tohum üreticisi olan ve eşgüdüm sağlama rolünü üstlenen bir aileye bağlıdır. Ailenin oynadığı rol, üretici hanehalkları ve taşeronlar arasında ilişki kurmaktır. Ancak bu ailenin diğer ailelerle anlaşmazlığının olmaması koşulu aranmaktadır66.

    3. Din, Etnik ve Kast Aidiyetini Kullanma

    Gelişmiş ülkelerde evde çalışanların büyük çoğunluğunu etnik cemaatlerin üyesi göçmenler oluşturmaktadır. Bu cemaatlerin üyesi göçmen kadınlar için ev dışında çalışma fırsatları toplumsal cinsiyet normlarının yanı sıra, geleneksel güç ilişkileriyle de sınırlanmıştır67. Bu nedenle, göçmenlerin değer zincirlerine eklemlenme biçimleri, kadınlarının namusları hakkında son derece duyarlı etnik cemaatlerin geleneksel değerleriyle yakından ilgilidir. Parça başına çalışmaya dayalı etnik işletmelerin uluslararası taşeronluk sistemindeki rolü giderek artmaktadır. Bu rol, evde çalışanlar gibi, kadın göçmenlerin güncel ekonomik sistem içerisindeki konumunun açıklanması bakımından da önemlidir. Çünkü kadın işgücü etnik ekonominin gelişiminin, Avrupa’da olduğu gibi, asıl unsurunu oluşturmaktadır68.

    1980’lerde etnik işletmeler İngiliz hazır giyim endüstrisinde önem kazanmaya başlamıştır. Formel istihdam fırsatlarındaki azalma, Afrikalı veya Asyalı göçmenler arasında, hem serbest çalışanların, hem de evde çalışanların sayısında artışa yol açmıştır69. İşlerini yitiren göçmenler bireysel tasarruflarına, işten çıkarılma tazminatlarını ve cemaatlerinden aldıkları borçları ekleyerek az miktarda kuruluş sermayesiyle küçük giysi işletmeleri kurmuştur70. Evde çalışmanın pek çok özelliğini paylaşan bu “sweatshops” veya atölyeler, evde çalışma gibi giderek yaygınlaşmıştır. Öyle ki bu küçük işletmelerdeki çalışma koşulları çoğu zaman evde çalışma sisteminin genişletilmiş biçimi olarak görülmektedir71.

    Etnik taşeronlar, yabancı dil sorunları ve göçmen statüleri nedeniyle büyük perakendeciler ve imalatçılar karşısında güçsüz konumdadır. Yaşamlarını sürdürmeleri ailelerinin veya cemaatlerinin işgücünden yararlanma yeteneklerine bağlıdır. Bu bağlamda, göçmenler için evde çalışma, etnik ve aile işgücünden yararlanarak yaşamda kalabilme stratejisine dönüşmüştür. Başka bir iş bulma şansı pek az olan kadınlarının ucuz emeğinden yararlanabilmeleri, etnik girişimcilere rakipleri karşısında rekabet üstünlüğü sağlamıştır. Yabancı bir ülkedeki ırkçı davranışlar ile cemaatlerinin toplumsal cinsiyet ayrımcılığı arasında kalmış olan etnik azınlıkların kadınları, gelişmiş ülkelerde gelişmekte olan ülkelere özgü maliyet üstünlükleri sunmuştur72.

    Cemaat kültüründe göçmen kadınların, katı biçimde gözetim altına tutulacakları bir etnik işletmede ücretli statüsünde veya evde çalışmaları kabul görmektedir. Kadınların işe alınmasının tavsiyeye dayandığı ve işçilerin genellikle tanıdık veya akraba olduğu “güvenli” bir ortamda, yani evin dışında çalışmalarına daha az itiraz edilmektedir. İş ilişkisine salt bir sözleşme olarak değil, aynı zamanda geleneksel bağlarla bağlanmayı da gerektiren bir ilişki olarak bakılmaktadır. Bu anlamda, etnik ekonomi, İngiltere’de olduğu gibi, toplumsal cinsiyete uygun bir bölünme ile belirginleşmektedir. Girişimciliği erkekler üstlenmekte ve tekellerinde tutmaktadırlar. Böylece etnik işletmelerin yaygınlaşması, bir yandan etnik aidiyet, diğer yandan da işgücünün toplumsal cinsiyete dayalı bölünmesinin yarattığı hiyerarşinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır73.

    Ancak işçilerin evde çalışma fırsatlarından haberdar oldukları ağların ve işveren ile işçi arasındaki akrabalığa veya arkadaşlığa dayalı bağların enformel yapısı, sorunların üstünün örtülmesine veya yakınmaların dile getirilmemesine neden olmaktadır. Etnik ve aile bağlarının etkisiyle güvene dayalı olarak kurulan ilişkiler, öncelikle ücretlerin düşük düzeyde tutulmasına yol açmaktadır. Çünkü evde çalışan kadınlar ile etnik bağlarına rağmen düşük ücret düzeyini kabul etmeye zorlayan işverenleri arasında çift yönlü bir bağımlılık ilişkisi kurulmaktadır74.

    Kişilerin cemaatine güvenmesi, sendikalaşma olasılığını da azaltmaktadır. İşçilerin işverenlerine hem ekonomik yönden, hem de cemaat ilişkileri yönünden bağımlı olmaları örgütlenmelerini güçleştirmektedir. Göçmen kadınlar, dostça karşılanmadıkları bir çevrede yakınlarının öfkesine maruz kalmaktan korkmakta ve “başkaldıran” veya “sendikalı” olarak nitelenmeleri halinde, gelirden yoksun kalmaktan çekinmektedir. Cemaatlerin, evde kadınların kocalarına ve gelinlerin kayınpederlerine karşı göstermesini beklediği mutlak saygı, boyun eğme ve karşı gelmeme davranışları işletmelerde yeniden üretilmektedir. Kadınlar, tanıdık veya akrabaları aracılığıyla işe alındığından koca, baba veya ailenin diğer erkekleri ile yapılan bir telefon görüşmesi başkaldırıları bastırmak için yeterli olmaktadır75.

    Pakistan’da, evde çalışan kadınların üçte birinin ya aynı cemaatten ya da komşu oldukları belirlenmiştir. Evde çalışanlar, aralarındaki geleneksel bağlara rağmen, taşeronların davranışlarından memnun değillerdir. Kalitesiz malzemeler verilmesinden, ürünlerin eksik sayılmasından, yanlış ölçülmesi veya keyfi olarak iade edilmesinden yakınmaktadırlar. Evde çalışan kadınların salt yüzde 12’sinin yazılı sözleşmeleri vardır. Taşeronlarıyla çalışma ilişkileri sorulduğunda, kadınların yüzde 47’si iyi, yüzde 30’u normal, yüzde 23’ü de kötü olduğunu belirtmektedir76.

    Hindistan’da kimliklerin tanımlanmasında belirleyici olan kast sistemi, kişilerin meslek tercihlerini ve çalışma biçimlerini etkileyebilmektedir. Örneğin, sebze yetiştiricisi bir kastın üyesi olanların, gelirlerini artırmak için de olsa geleneksel işlerinden daha alt statüdeki işlerde çalışmasına izin verilmemektedir. Sorunun çözümünde evde çalışma bir seçenek oluşturmaktadır. Çiftçilik yaptıkları yerde değil, yakınlarında kiraladıkları küçük bir odada yaşamakta ve burada gizli olarak, ütücülük gibi, daha alt statüdeki işleri görebilmektedirler77.

    4. Yasal Düzenlemeleri Aşma

    Üretim ve işgücü maliyetlerinin azaltılması için evde çalışma yasal düzen dışında yaptırılabilmektedir. Evde çalışmanın ev işlerinden sayılması enformel niteliğini artırırken, enformel evde çalışma çocuk emeğine erişimi de içerebilmektedir.

    a. Evde Çalışmayı Ev İşlerinden Sayma

    Evde çalışanlar geleneksel bakımdan ev kadını olarak betimlenmiştir78. Bu nedenle evde çalışma, ev işleri veya günlük bakım işleriyle karıştırılmaktadır79. Evde çalışanlar, iş hukuku dışında kalan enformel alanda gerek işverenlerin uygulamaları, gerekse din ve büyük ölçüde de kültürel normlar yoluyla ev kadını olarak tanımlanmaktadır80.

    Diğer yandan, hem Avrupa ülkeleri ve Kuzey Amerika’da, hem de gelişmekte olan ülkelerde üst sınıflar veya üst kastlar arasında “ideal” evli kadın, ev işlerini yapmak ve çocuklara bakmak için evinde oturan, ev kadını olarak algılanmaktadır. Bu ülkelerin işgücü istatistiklerinde, endüstride evli ve küçük çocuklu evde çalışan kadınların oranının, toplam işgücü içerisindeki evli ve çocuklu kadınların oranından yüksek olması şaşırtıcı değildir. Benzer biçimde, evde çalışan evli ve çocuklu kadınların oranı, büro işlerinde ya da endüstri işletmelerinde çalışan evli ve çocuklu kadınların oranından da yüksektir81.

    Ev kadını imgesi, düşük ücret düzeylerini meşrulaştıran bir etki yapmaktadır82. Kapitalist üretim ilişkilerinde evde çalışmanın, işyerindeki çalışmadan daha değersiz görülmesi, taşeronların evde çalışanlara daha düşük ücret ödemesini meşru kılmaktadır. Evde ücretli çalışmanın gerek değişim değerinin, gerekse harcanan çabanın gerisindeki gizli düşünce, daha değersiz ev işlerinden, sayılmasıdır83.

    Evde çalışma kadınların kimlik algılarını etkilemektedir. Ailelerine destek olmak için günde 14–16 saat çalıştıkları zaman bile kadınlar kendilerini işçi olarak tanımlamamaktadır. Bunun yerine, “çalışmadıklarını” veya “ev kadını” olduklarını ifade etmektedirler84. Kadınlar evde çalışmayı “gerçek iş” olarak görmemekte veya yasal olduğundan kuşku duydukları için bildirimde bulunmamaktadır85. Bu nedenle, evde çalışanların salt resmi görevlilere değil, aynı zamanda birbirlerine karşı da görünür kılınmaları önem kazanmaktadır86. Ancak kadınların ailenin erkekleri kadar ve gelirleri onlarınkini aştığında ise onlardan daha çok işçi statüsünde olmayı hak ettiklerini içselleştirmeleri gerekmektedir87.

    b. Evde Kaçak Çalıştırma

    Göçmen ve etnik azınlıktan kadınlar işgücü piyasasındaki bilgi bakışımsızlığı veya ayrımcılık nedeniyle işgücüne katılmada güçlük çekmektedir88. Göçmen kadınların iş fırsatları veya iş arama yöntemleri konusunda yeterli bilgileri olmayabilmektedir. Göçmen kadınlar evde çalışma dışında iş bulamamakta ve bulabildiğinde de saldırılara veya sömürüye uğrayabilmektedir. Ayrıca dil engelleri ve eğitim yetersizliği nedeniyle formel bir iş aramaya bile girişmemektedirler89. Bu nedenle, işgücü piyasasında tam olarak araştırma yapmaksızın, komşuluk ve akrabalık ilişkileriyle kolaylıkla haberdar olabildikleri parça başına evde çalışmayı kabul etmektedirler90.

    Yasal düzenlemeler ve kuralların karmaşıklığı, kadınların göçmen statüleri nedeniyle kendilerini güvende hissetmemelerine yol açmaktadır. En çok sömürülenler çalışmaktan başka çaresi olmayanlar ve işlerini yitirmekten korkanlardır. Düşük ücret ödemek isteyen işverenler, göçmen statülerinin eğretiliğinden yararlanabilmektedir91. Evde kaçak çalıştırılanlara asgari ücretin altında ödeme yapılmaktadır. Gelirlerinin vergi eşiğinin altında kalmasına bağlı vergi indirimi gibi düzenlemelerden yararlanamamaktadırlar. Kaçak olarak evde çalışan göçmen kadınların iş sağlığı ve güvenliği bakımından katlandıkları bedel de çok yüksektir. Ancak yakınmada bulunma ve sosyal korumadan yararlanma olanağından yoksundurlar92.

    Kayıtlı bir etnik işletmede bile ücretlerin veya iş süresinin eksik bildirilmesi yaygın uygulamalar haline gelmiştir. Vergi, sigorta primi ve işten çıkarma ödemelerinden kaçınmak isteyen işverenler haftada 36–40 saat arasında çalışan kadınları kısmi süreli çalışanlar olarak kaydettirebilmektedir. Ücretin bir kısmının gizlenmesi anlamına gelen “açıktan ödeme” yöntemi, genel giderlerin azaltılmasının en yaygın yolu olarak kullanılmaktadır. Ekonomik faaliyet ile yakın akrabalık bağlarının birbirine karışması halinde çalışan işçilerin bu uygulamalara karşı koymaları güçtür. Bu nedenle, “aile” ortamı yarı kaçak faaliyetleri kolaylaştırmaktadır93.

    Diğer yandan, kaçak göçmenler haklarını resmi yollardan aramak yerine, işverenlerle uzlaşmayı tercih edebilmektedir. Gerçekten gizlenmeyi ve evlerinde resmi görevlilerinden saklı çalışmayı kendileri istemektedir. Londra, Paris, Boston, New York ve Los Angeles gibi gelişmiş ülkelerin kentlerinde bu tür örnekler görülebilmektedir94. Evde çalışanlar ister bilgi bakışımsızlığı veya ayrımcılık, isterse kaçak olmalarından kaynaklanan korkular nedeniyle olsun, iş ya da işveren değiştirmekten kaçınma eğilimindedir. Bu durumda ücretleri düşük ve yardımları asgari bir düzeyde tutmak konusunda gizlice anlaşmış olan az sayıda işverenin ve işverenlerine karşı çıkmada isteksiz olan evde çalışanların, işgücü piyasasında bir tür alıcı tekeli oluşmasına katkıda bulunması olasıdır. Bu konuda gözlemde bulunmak güç olsa da bu tür bir piyasa katmanı için potansiyel vardır95.

    c. Çocuk Emeğine Erişme

    Evde çalışmanın artması, çocukların çalışmasını da artırmaktadır. Çocukların evde çalışmaya katılmalarının iki temel gerekçesi bulunmaktadır. İlki, evde çalışan yetişkinlerin üretim miktarını ve dolayısıyla geliri artırmak için çocuklarını çalıştırmak zorunda kalmalarıdır. İkincisi ise, üretim hedeflerini tutturmakta zorlanan ebeveynlerin çoğu zaman çocuklarının yardımına gereksinim duymalarıdır96. Çocukların çalışması, üretilecek miktarın belirli bir süre içerisinde tamamlanmasına önemli bir katkıda bulunmaktadır. Bazı ailelerde çocuklara, annelerinin günlük olarak yaptıkları çalışmayı tamamlayıcı nitelikte ayırma veya gruplama gibi düzenli görevler verilmektedir. Bazı ailelerde ise çocukların yardımları daha düzensizdir97. Bu durum işverenlerin çocuk emeğine erişmelerine olanak tanımaktadır.

    Gelişmekte olan ülkelerde 15 yaşından küçük çocukların çoğu evden çalışmaktadır ve bu nedenle resmi kayıtlarda görünmemektedir. Yoksul bölgelerde halı dokumacılığı gibi geleneksel ev endüstrilerinde çocuklar düzenli olarak evde çalışan işgücünün bir parçasını oluşturmaktadır98. Taşeronlar evlerdeki çalışmaya çocukların da katıldığını bilmektedir. Bununla birlikte, açık olarak ne kabul ne de inkâr etmektedirler. Çokuluslu işletmeler evde çalışanları belirleme görevini tamamen aracılara aktarmakta ve evde çalışma koşullarını ender olarak denetlemektedir99. Gelişmiş ülkelerde ise kaçak evde çalışma çok yaygın olduğundan, çocukların okuldan sonra en az birkaç saat evde çalışmaya katıldıklarında kuşku yoktur100.

    Evde çalışan çocuklar arasında kız çocuklarının oranı çok yüksektir101. Kadınlara özgü bir faaliyet olarak görüldüğü için evde çalışmaya yardım edenler daha çok kız çocuklarıdır. Bazı sektörlerde bu kız çocuklarının oranı yüzde 90’ı bulmaktadır102. Örneğin, İspanya’da evde çalışan kadınların okul öncesi çağdaki (5 yaşından başlayarak) kız çocuklarının nakış işlenen giysi parçalarının kenarlarının dikilmesine yardım ettikleri bilinmektedir. 10 yaş ve üzerindeki kız çocukları evde çalışmaya daha çok katılmaktadır103. Ailedeki yaşça büyük kızlar kardeşlerinin bakım sorumluluklarını da üstlenmektedir. Dünyada 15–17 yaş grubundaki kız çocuklarının yüzde 90’ının, erkek çocukların ise yüzde 67’sinin ev işlerini paylaştığı bilinmektedir104. Böylece endüstriyel evde çalışma salt aile değil, aynı zamanda anne-kız faaliyetine de dönüşmektedir105.

    Gelişmekte olan ülkelerde çocukların okullaşma oranı düşük, evde çalışan çocukların oranı ise çok yüksektir106. Çocukların okula gitmek yerine evde çalışması, evde çalışmaya kısmi süreli katılan çocukların da eğitimlerini olumsuz etkilemektedir107. Gerçekten evde çalıştırılan çocukların zamanı eğitim ile çalışma arasında paylaştırılmaktadır108. Ancak bu çocuklar okula devamsızlık nedeniyle eğitiminden geri kalma ve giderek okulu bırakma riski ile karşı karşıyadır109.

    C. Evde Çalışmanın Kadınlar İçin Sonuçları

    Evde çalışma kadınların, “kadın işleri” olarak tanımlanan işlerde, çalışma koşullarını belirleme gücünden yoksun olarak çalıştırılmaları, toplumsal yaşamdan dışlanmaları ve toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliğin yeniden üretilmesi ile sonuçlanmaktadır.

    1. Kadın İşlerinde Çalıştırılma

    Evde çalışmada işin türü toplumsal cinsiyete dayalı rollere göre belirlenmektedir110. İşletme ve çiftlik yöneticileri kadın işçilerin “el işlerinde” daha hünerli, tekrara dayalı niteliksiz işlerde daha “esnek” veya daha “uysal” olduklarına ilişkin toplumsal cinsiyete dayalı klişelere katı biçimde bağlıdır111. Bu nedenle, kadınlar geleneksel olarak dikiş dikme, tarımsal gıda ürünlerini yetiştirme ve işleme gibi faaliyet alanlarında yoğunlaşmıştır. Çoğu kültürde dikiş dikmek “kadın işi” olarak kabul edildiğinden dünyanın pek çok bölgesinde hazır giyim endüstrisinde çalışanlar çoğunlukla kadındır112. Dericilik endüstrisi uzun süredir evde çalışma geleneği olan bir başka emek yoğun faaliyet alanıdır113. İmalatçılar genellikle ayakkabı ve çantaların tasarımı ve derilerin kesim işlerini kendileri yaparken, gereksinim duydukları emek yoğun beceriler için ince el işçiliği yapabilen evde çalışanları tercih etmektedir114. Ekvator ve Dominik Cumhuriyetinde hem sahibinin, hem de çalışanlarının kadın olduğu aile işletmeleri ağırlıklı olarak giysi imalatı ve gıda ürünleri üretimi yapmaktadır115.

    Dünyada süt ve süt ürünlerinin üretimi kadınların uğraş alanı olarak görülmektedir. Benzer biçimde Hintli kadınlar işletmeler için akaju soymakta, ipek üretimi için ipek kozası yetiştirmekte ve bambu, tendu yaprakları, tohumlar veya meyveler gibi orman ürünleri toplamaktadır. Tarımsal ürünlerin satışı da dünya çapında toplumsal cinsiyete özgü olarak gerçekleştirilmektedir. Erkekler temel gıda ürünlerinin ve ihracat için üretilen ürünlerin ticaretini kooperatifler veya kamu pazarlama kurumları aracılığıyla yaparken, kadınlar ürünlerini aracılara satmakta veya köy ve kent pazarlarında kendileri satış yapmaktadır116.

    Pişirilmiş yiyeceklerin üretim ve satışı da büyük ölçüde kadınlara özgüdür, ancak kültürlere ve adetlere göre değişiklikler olabilmektedir. Bangladeş’te çok sevilen küçük, renkli ve kızartılmış hamur işleri, patlatılmış pirinç taneleri, yer fıstığı ve baharatların karışımları  (munchies, canacur) köy kadınları tarafından toprak fırınlarda üretilmekte ve paketlenmektedir. Ailenin erkek üyeleri ürünleri doğrudan pazarlamakta veya daha büyük kasabalardaki dağıtıcılara toptan satmaktadır. Filipinlerin gecekondu bölgelerinde kadınlar ev yapımı yiyecekleri ve hamur işlerini evlerinin önünde satmaktadır. Nairobi’de kadınlar kaçak olarak damıttıkları yerel birayı yoksul mahallelerde barakalardan satmaktadır. Endonezya, Hindistan ve ABD’de kadınlar sözleşmeye dayalı olarak büro çalışanları, ev kadınları veya bakım evleri için yemek pişirmektedir. Berkeley, Kaliforniya’da gıda maddesi satan dükkânlar yerli kadınlardan evde üretilmiş özel ekmekler, kekler ve şekerlemeler almaktadır117.

    2. Çalışma Koşullarını Belirleyememe

    Geleneksel evde çalışmada kadınların salt işlere ilişkin seçenekleri değil, aynı zamanda çalışma koşullarını belirleme güçleri de sınırlıdır. Ayrıca, işlerini geliştirecek kaynaklardan yoksundurlar. Bu nedenle, evde çalışmanın kadınların refahını artırması güç görünmektedir118.

    Evde çalışanların ücretleri, işletmede çalışan işçilerden daha düşük ve çoğu zaman asgari ücretin de altındadır. Hindistan’da evde çalışan kadınların yüzde 65’inin kazançları haftalık asgari ücretin altındadır. Avustralya’da parça başına çalışanlar haftada yedi gün ve günde 12–18 saat çalışmaları karşılığında asgari ücretin yaklaşık üçte biri düzeyinde gelir elde etmektedir119. Evde çalışan kadınların gelirleri, siparişteki artış ve azalışa bağlı olarak değişmektedir. İş yükünün çok yoğun olduğu dönemlerde, haftada altı veya yedi gün neredeyse uykusuz çalışmaktadırlar. Kadın evde çalışanlar parça başına ücret düşük olduğu için korunmaya muhtaçtır. Ancak siparişin gelmediği dönemlerde korunmaları daha da güçleşmektedir. Makineleri bozulduğunda ise salt çok değerli olan zamanlarını yitirmiş olmamakta, aynı zamanda onarım maliyetine katlanmak zorunda da kalmaktadırlar. Elektrik giderleri de net gelirlerini azaltmaktadır120.

    Faaliyet alanlarına bakılmaksızın evde çalışan erkeklerin ortalama çalışma süreleri kadınlardan yüksektir. Bununla birlikte, evde çalışan kadınlar elde ettikleri gelir daha az olsa da erkeklerden çok çalışmak zorundadır121. Çünkü kadınlar salt gelir elde etmek değil, aynı zamanda çocuk bakmak ve ev işlerini de görmek zorundadır122. Evde çalışmanın kadınların bu çok yönlü beklentilerini karşılaması bir üstünlük olarak sunulurken, yol açtığı yüksek maliyetler göz ardı edilmektedir. Evde çalışan kadınların, çocuğa bakmak veya yemek pişirmek için çalışmaya ara vermeleri, verimlerini ve gelirlerini düşürmektedir123. Kadınlar, ev işleri nedeniyle yitirecekleri zamanı telafi etmek için sağlıklarının bozulmasına yol açabilecek biçimde gecenin geç saatlerinde veya sabahın erken saatlerinde çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle, evde çalışma kadınlar için çok uzun çalışma süreleri anlamına gelmektedir. Ancak ev işlerine ve evde çalışmaya ayrılan süre arasındaki sınırlar belirgin olmadığı için, işverenlere taahhüt ettikleri ve fiilen çalıştıkları sürenin çok uzun olduğunun farkında değillerdir124.

    Bununla birlikte, kadınların evde çalışması ailede ender olarak takdir edilmekte, daha çok görmezden gelinmektedir125. Evde çalışmaya katılanlar arasında rekabetin yüksek olması ve işin miktarına ilişkin kararlara ailenin müdahale etmesi gelir düzeyini etkilemektedir126. Evde çalışanların bir kısmının, ev kadını olmalarına rağmen, kazançlarıyla ailenin temel gereksinimlerini karşıladıkları bilinmektedir. Bazı kadınlar da aile reisi konumundadır127. Ancak evdeki ücretli çalışma ailenin tek gelir kaynağını oluşturduğunda bile, evin dışındaki çalışmadan daha değersiz olabilmektedir. Çoğu zaman kadınlar da evde çalışmayı ailelerine katkıda bulundukları değerli bir faaliyet olarak değil, bir zaman değerlendirme yöntemi ve kazançlarını da “cep harçlığı” olarak görmektedir128. Böylece erkeğin ailenin geçimini sağlama rolünü yeterince yerine getirdiği görüntüsü korunmuş olmaktadır129. Bununla birlikte, ücretli çalışmaları kadınların aile içerisindeki konumunu pek fazla değiştirmemektedir130.

    3. Toplumsal Yaşamdan Dışlanma

    Evde çalışma toplumsal cinsiyete dayalı yapısının yanı sıra, enformel statüsüyle de dikkat çekmektedir. Enformel çalışma erkeklerin, formel çalışmada olduğu gibi, evin dışına çıkmasına, kadınların ise, çalıştıkları halde eve kapanmasına neden olmaktadır131. Bu nedenle, evde çalışma bunaltıcı olabilmektedir. Evde çalışanlar baskı altında olmaktan yakınmakta, kendilerini dışlanmış ve yalnız hissetmektedir132.

    Kadınlar bütün gün evde kapalı halde çalışırken, kendilerinden yemek pişirmesini ve gereksinimleriyle ilgilenmesini bekleyen aile üyeleri bulunduğu için üretim hedeflerini tutturmakta zorlanmaktadır133. Ellerindeki işi zamanında yetiştirme baskısı, diğer işçilerle ve malzemeleri dağıtan ya da ürünleri toplayan aracılarla bile iletişimi azaltmaktadır. Evde çalışan kadınların çoğu, küçük çocukları olmasa, dışarıda çalışmalarına ve ilişki ağlarını genişletmelerine olanak tanıyan daha düşük ücretli bir işi tercih edeceklerini belirtmektedir134. Bu nedenle, evde çalışma yoluyla gelir elde ederken çocuk bakımı sorununun çözüldüğü savı geçerliliğini yitirmektedir. Çünkü bulgular, çocuk bakımı ve evde çalışmanın bir arada yürütülmesinin dayanılması güç bir baskı yarattığını ve ikisi arasındaki karşıtlığı çözmediğini göstermektedir. Evde çalışmayla ücretli ve geleneksel ücretsiz çalışmanın bağdaştırıldığı savı, kadınların üretim ve yeniden üretim faaliyetinin çatışan gerekleri arasında her gün, her dakika verdikleri mücadeleyi gizlemeye yöneliktir135.

    Evde çalışan kadınların dışlanması, aileleri veya yakın cemaatler dışındaki erkekler ve kadınlarla etkileşimlerini sınırlayan geleneksel normlarla da ilgilidir. Kadınlar çoğu zaman işin nereden geldiğini veya ellerinden çıktıktan sonra nereye gideceğini pek de farkında olmaksızın dış dünya ile asgari düzeyde bağlantı kurarak çalışmaktadır136. Etnik azınlıklardan olan göçmen kadınların çalışmak için dışarı çıkma özgürlüğü olmadığı gibi, evde çalışmak için ayıracağı odası da yoktur. Çoğunlukla oturma odasının bir köşesinde veya mutfakta çalışmaktadırlar. Kaçınılmaz olarak aşırı yükün yarattığı baskıdan ve toplumsal yaşamdan dışlanmaktan yakınmaktadırlar137.

    Kadınların ve erkeklerin evde çalışmaya yaklaşımları farklıdır. Erkekler günü serbest zaman ve ücretli faaliyetler arasında diledikleri gibi paylaştırma olanağı sunduğu için evde çalışmayı tercih etmektedir. Ayrıca, giyim ve ulaşım giderlerinden tasarruf sağlamasını da önemsemektedirler. Bu nedenle erkekler, arada büyük bir gelir farkı olmadığı zaman, evde çalışmayı kabul etmektedir138. İngiltere’de yapılan bir anket erkeklerin tercihinin gerisindeki asıl gerekçenin, evde kesintisiz çalışabilmeleri olduğunu göstermiştir139. Kadınlar ise ev işleri ve aile sorumluluklarını ücretli bir faaliyetle bir arada yürütmenin zorluğu yüzünden evin dışında çalışmayı tercih etmektedir. Kadınların tercihinin, çalışırken toplumsal yaşamdan dışlanmaktan kurtulma ve iş yaşamını özel yaşamından ayırma isteğini yansıttığı düşünülmektedir140.

    4. Toplumsal Cinsiyete Dayalı Eşitsizliğin Yeniden Üretimi

    Evde çalışma, geleneksel işbölümüne dayanan ataerkil sistemin kaçınılmaz sonuçlarından biridir. Çünkü kadınların ev işleri ve çocuk bakımından sorumlu olduğu varsayımı, ücretli istihdama katılımlarının süresini ve biçimini belirlemektedir141. Bu anlamda, evde çalışma gerek ailenin, gerekse çalışmanın yüklediği sorumluluklar yönünden toplumsal cinsiyet eşitsizliğini artıran bir etki yapmaktadır142.

    Evde çalışma öncelikle aile içerisinde toplumsal cinsiyete göre belirlenmiş olan hiyerarşiyi güçlendirmektedir. Erkekler, ev işlerine katılmamanın bilinçli olmadığını ileri sürerek, toplumsal cinsiyete göre belirlenmiş işbölümünün arkasına gizlenebilmektedir143. Bu nedenle, kadınların ev işlerinin büyük bir kısmını yaptıkları, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikler yeniden üretilmektedir. Evde çalışmaları halinde de çalışılan sürenin dağılımı erkekler ve kadınlar için farklıdır144. Diğer yandan, kadınların kültürel algısı aile sorumluluklarının öncelik taşıdığı yönündedir. Bu algı, kadınların evde çalışmayı ev işleriyle uyumlu olarak düzenleyebilecekleri bir çalışma biçimi olarak kabul etmelerini kolaylaştırmaktadır. Erkekler ise kariyerlerini sürdürmek için aile ilişkilerini ikinci plana atabilmektedir. Bu nedenle, kadınların ücretli çalışmaya katılması, aile yaşamına ilişkin geleneksel ideolojileri değiştirmede pek etkili olmamaktadır. Bunun yerine, kadınların işgücü piyasasına toplumsal cinsiyete özgü yollarla katılmasına ve geleneksel rollerin kültürel olarak yeniden üretilmesine neden olmaktadır145.

    Evde çalışanların çoğunluğunu kadınların oluşturması, hanehalkının yaşam döngüsü boyunca toplumsal cinsiyeti yeniden üreten bir etki yapmaktadır. Gelir getirici faaliyetler bakımından erkek çocuklar babalarının, kız çocukları ise annelerinin izinden gitme eğilimi göstermektedir146. Diğer yandan “kadın işleri”nde çalıştırılan kadınlar da bu tür işlere daha yatkın olduğunu düşündükleri kız çocuklarından yardım istemektedir147. Örneğin, Endonezya’nın Bali adasında batik ve nakış işlemeli giysilerin üretimi çok yaygındır. Evde çalışan kadınlar, kız çocuklarına özgün üretim süreçlerini ve imalat becerilerini aile içi eğitimle aktarmaya özen göstermektedir148. Evde çalışmaya daha çok kız çocuklarının katılmaları, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliğin genç kuşaklara aktarılmasına yol açmaktadır.

    Kadınların ücretli çalışmalarını aile sorumluluklarına göre düzenlemeyi sürdürmeleri, geleneksel işbölümünün ataerkil yapısını onayladıkları anlamına gelebilmektedir. Bu anlamda, kadınların toplumsal yapıdan kaynaklanan baskılara pasif olarak destek verdiği ileri sürülmektedir. Ancak bu sava, evde çalışmanın, alternatif bakım olanaklarının yokluğunda kadınlara kabul ettirilen bir seçenek olarak değil, kadınların çok kısıtlı koşullarda yarattıkları gelir getirici yöntemlerin bir sonucu olarak görülmesi gerektiği düşüncesiyle karşı çıkılmaktadır149.

    Sonuç

    Kadınların toplumsal statülerinin iyileştirilmesi için önerilen çözümlerin başında gelir getirici fırsatlara ve kaynaklara erişimlerinin sağlanması gelmektedir. Bu amaçla, toplumsal normlar ve geleneksel uygulamalara müdahale edilmesi gerekli ve yeterli görülmektedir. Ancak evde çalışmanın geleneksel yapısı, kadınların eriştikleri kaynakları kendi tercihleri yönünde kullanmalarına olanak tanımamaktadır. Çünkü geleneksel normlar, kadınların evde çalışmasının hem nedeni, hem de sonucudur. Bu nedenle evde çalışmanın, toplumsal cinsiyet normlarını dönüştürücü bir etki yapması beklenemez.

    Bununla birlikte, evde çalışma giderek yaygınlaşmaktadır. Bir yandan, kapitalist üretim ilişkileri toplumsal cinsiyet normları ve cemaat ya da akrabalık bağlarıyla eklemlenerek yeniden biçimlendirilmektedir. Diğer yandan, artan işsizlik ve yoksulluk, kadınları, evde daha çok çalışmanın yollarını araştırmak zorunda bırakmaktadır. Evde çalışmaya son çare olarak başvurulmaktadır. Ancak evde çalışma yoksulluk ve yoksunluğa çare olmamaktadır. Bu kısır döngünün kırılmasında, kadınları evde çalışmaya katılmak zorunda bırakan işsizlik ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasını amaçlayan kamu müdahalelerine gerek duyulmaktadır. Ancak evde çalışmanın artışı, müdahalelerin işsizlik ve yoksulluğun sürdürülebilirliğini sağlamak amacına yönelik olduğunu göstermektedir.

     

    YARARLANILAN KAYNAKLAR150

    CHEN Martha; “The business environment and the informal economy: creating conditions for poverty reduction,” Paper for Committee of Donor Agencies for Small Enterprise Development Conference on “Reforming the Business Environment” November 2005, Cairo, Egypt.

    CHEN Martha, SEBSTAD Jennefer, O’CONNELL Lesley; “Counting the invisible workforce: The case of homebased workers,” World Development. Vol. 27, No. 3, 1999, s. 603–610.

    CLARKE Marlea, GODFREY Shane, THERON Jan; “Homework in the clothing industry,” Labour and Enterprise Project Homework Research Report. University of Cape Town, 2005.

    CUNNINGHAM Wendy, GOMEZ Carlos Ramos; “The home as factory floor: Employment and remuneration of home-based workers,” Prepared for the Latin American and Caribbean Annual Study: “From Natural Resources to the Knowledge Economy”, The World Bank, 1999.

    FREEMAN Dena; “Homeworkers in global supply chains,” Greener Management International. No. 43, Autumn 2003.

    GHAFUR Shayer; “Gender implications of space use in home-based work: evidences from slums in Bangladesh,” Habitat International. No. 26, 2002, s. 33–50.

    HEYES Jason, GRAY Alex; “Homeworkers and the national minimum wage: Evidence from the textiles and clothing industry,” Work, Employment and Society. Vol. 15, No. 4, 2001, s. 863–873.

    HASSLER Markus; “Home-working in rural Bali: The organization of production and labour relations,” The Professional Geographer. Vol. 57, No. 4, 2005, s. 530-538.

    ILO; Women and Men in the Informal Economy: A Statistical Picture. International Labour Office, Geneva, 2002.

    ILO; Recognising and Supporting Home-based Workers, South Asian Regional Consultation on National Policy for Home-based Workers in Pakistan. Women’s Employment Concerns and Working Conditions in Pakistan (WEC-PK), International Labour Organization, 2010.

    JHABVALA Renana, TATE Jane; “Out of the shadows: Homebased workers organize for international recognition,” SEEDS Working Paper, No. 18, 1996.

    KANTOR Paula; “Women’s empowerment through home-based work: Evidence from India,” Development and Change. Vol. 34, No. 3, 2003, s. 425–445.

    KELLET Peter, TIPPLE A. Graham; “The home as workplace: a study of income-generating activities within the domestic setting,” Environment and Urbanization. Vol. 12, No. 1, April 2000, s. 203–213.

    KHAN Shahrukh Rafi, KAZMI Sajid; “Value chains in the informal sector: income shares of home-based subcontracted workers in Pakistan,” International Review of Applied Economics. Vol. 22, No. 3, May 2008, s. 339–352.

    KIDDER Thalia, RAWORTH Kate; “ ‘Good jobs’ and hidden costs: women workers documenting the price of precarious employment,” Gender and Development. Vol. 12, No. 2, July 2004, s. 12–21.

    LAVINAS Lena, SORJ Bila, LINHARES Leila, JORGE Angela; “Home Work in Brazil: New Contractual Arrangements,” SEED Series on Homeworkers in the Global Economy, Working Paper No. 7, International Labour Office, Geneva.

    LEACH Belinda; “Industrial homework, economic restructuring and the meaning of work,” Labour/Le Travial, No. 41, Spring 1998, s. 97-115.

    LEONARD Madeleine; “Old wine in new bottles? Women working inside and outside the household,” Women’s Studies International Forum. Vol. 24, No. 1, 2001, s. 67–78.

    LESSER BLUMBERG Rae; “ ‘We are family’; Gender, microenterprise, family work, and well-being in Ecuador and the Dominican Republic –with comparative data from Guatemala, Swaziland, and Guinea-Bissau,” History of the Family. No. 6, 2001, s. 271-299.

    MAHMUD Shihabuddin; “Women and the transformation of domestic spaces for income generation in Dhaka bustees,” Cities. Vol. 20, No. 5, 2003, s. 321–329.

    McMORMICK Dorothy, SCHMITZ Hubert; Manual for Value Chain Research on Homeworkers in the Garment Industry, 2001.

    MEHROTRA Santos, BIGGERI Mario; “Social Protection in the Informal Economy: Home Based Women Workers and Outsourced Manufacturing in Asia,” Working Paper No. 97, United Nations Children’s Fund (UNICEF) Innocenti Research Centre, December 2002.

    MITTER Swasti; “Industrial restructuring and manufacturing homework: immigrant women in the UK clothing industry,” Capital and Class. No. 27, Winter 1985, s. 37–80.

    MOORE J.; “Homeworking and work-life balance: does it add to quality of life?” Revue européenne de psychologie appliquée. No. 56, 2006, s. 5–13.

    OSNOWITZ Debra; “Managing time in domestic space: Home-based contractors and household work,” Gender and Society. Vol. 19, No. 1, February 2005, s. 83–103.

    PRUGL Elisabeth; “Home-based workers: A comparative exploration of Mies’s theory of housewifization,” Frontiers. Vol. 17, No. 1, 1996, s. 114–135.

    PRUGL Elisabeth, TINKER Irene; “Microentrepreneurs and homeworkers: Convergent categories,” World Development. Vol. 25, No. 9, 1997, s. 1471–1482.

    SCHNEIDER DE VILLEGAS Gisela; “Home work: A case for social protection,” International Labour Review. Vol. 129, No. 4, 1990, s. 423–439.

    SIEGMANN Karin Astrid; “The agreement on textiles and clothing: Potential effects on gendered employment in Pakistan,” International Labour Review. Vol. 144, No. 4, 2005, s. 401–421.

    SUDARSHAN Ranta, UNNI Jeemol; “When home-based workers raise their voices: An Indian perspective,” SAIS Review. Vol. XX, No. 1, Winter-Spring 2001, s. 109–115.

    SULLIVAN Cath, SMITHSON Janet; “Perspectives of homeworkers and their partners on working flexibility and gender equity,” International Journal of Human Resource Management. Vol. 18, No. 3, 2007, s. 448-461.

    TASSIE Jane; “Home-based workers at risk: Outworkers and occupational health and safety,” Safety Science. Vol. 25, No. 1–3, 1997, s. 179–186.

    TOMEI Manuela; “Home work in selected Latin American countries: A comparative view,” Infocus Programme on Boosting Employment through Small Enterprise Development (IFP/SED) Job Creation and Enterprise Department, International Labour Organization, 2000.

    UN; The World’s Women 2010, Trens and Statistics. United Nations Department of Economic and Social Affairs, New York, 2010.

     

     


    [1] * Prof. Dr. Dokuz Eylül Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü.

    [2]  Lena LAVINAS, Bila SORJ, Leila LINHARES, Angela JORGE; “Home work in Brazil: New contractual Arrangements” SEEDS Series on Homeworkers in the Global Economy, Working Paper No. 7, International Labour Office, Geneva, 1999, s. 2.

    [3]  Shihabuddin MAHMUD; “Women and the transformation of domestic spaces for income generation in Dhakka bustees,” Cities. Vol. 20, No. 5, 2003, s. 322. Elisabeth PRUGL, Irene TINKER; “Microentrepreneurs and homeworkers: Convergent categories,” World Development. Vol. 25, No. 9, 1997, s. 1472.

    [4]  “Yeni” evde çalışanlar, profesyoneller ve yöneticiler gibi nitelikli hizmet işleri ile tekrara dayalı niteliksiz hizmet işlerinde çalışanlardır.

    [5]  Madeleine LEONARD; “Old wine in new bottles? Women working inside and outside household,” Women’s Studies International Forum. Vol. 24, No. 1, 2001, s. 72.

    [6]  ILO; Women and Men in the Informal Economy: A Statistical Picture. International Labour Office, Geneva, 2002, s. 43.

    [7]  Shayer GHAFUR; “Gender implications of space use in home-based work: evidences from slums in Bangladesh,” Habitat International. No. 26, 2002, s. 34.

    [8]  LAVINAS, SORJ, LINHARES, JORGE; s. 2.

    [9]  Marlea CLARKE, Shane GODFREY, Jan THERON; “Homework in the clothing industry,” Labour and Enterprise Project Homework Research Report. University of Cape Town, 2005, s. 5.

    [10]  Dena FREEMAN; “Homeworkers in global supply chains,” Greener Management International. No. 43, Autumn 2003, s. 113.

    [11]  LAVINAS, SORJ, LINHARES, JORGE; s. 7.

    [12]  GHAFUR; s. 34.

    [13]  MAHMUD; s. 322.

    [14]  Wendy CUNNINGHAM, Carlos Ramos GOMEZ; “The home as factory floor: Employment and remuneration of home-based workers,” Latin American and Caribbean Annual Study; From Natural Resources to the Knowledge Economy. The World Bank, 1999, s. 7.

    [15]  Renana JHABVALA, Jane TATE; “Out of the shadows: Homebased workers organize for international recognition,” SEEDS Working Paper, No. 18, 1996, s. 4.

    [16]  Santos MEHROTRA, Mario BIGGERI; “Social Protection in the Informal Economy: Home Based Women Workers and Outsourced Manufacturing in Asia,” Working Paper No. 97, United Nations Children’s Fund (UNICEF) Innocenti Research Centre, December 2002, s. 42.

    [17]  ILO; Recognising and Supporting Home-based Workers, South Asian Regional Consultation on National Policy for Home-based Workers in Pakistan. Women’s Employment Concerns and Working Conditions in Pakistan (WEC-PK), International Labour Organization, 2010, s. 3.

    [18]  Manuela TOMEI; “Home work in selected Latin American countries: A comparative view,” Infocus Programme on Boosting Employment through Small Enterprise Development (IFP/SED) Job Creation and Enterprise Department, International Labour Office, 2000, s. 18.

    [19]  CUNNINGHAM, GOMEZ; s. 7.

    [20]  TOMEI; s. 8. CUNNINGHAM, GOMEZ; s. 7–8.

    [21]  TOMEI; s. 8.

    [22]  FREEMAN; s. 111.

    [23]  Martha CHEN, Jennefer SEBSTAD, Lesley O’CONNEL; “Counting the invisible workforce: The case of homebased workers,” World Development. Vol. 27, No. 3, 1999, s. 607.

    [24]  Gisela SCHNEIDER DE VILLEGAS; “Home work: A case for social protection,” International Labour Review. Vol. 29, No. 4, 1990, s. 425–426.

    [25]  Dorothy McMORMICK, Hubert SCHMITZ; Manual for Value Chain Research on Homeworkers in the Garment Industry, 2001, s. 13 ve 15.

    [26]  Ranta SUDARSHAN, Jeemol UNNI; “When home-based workers raise their voices: An Indian perspective,” SAIS Review. Vol. XX, No. 1, Winter-Spring 2001, s. 112.

    [27]  Elisabeth PRUGL, Irene TINKER; “Microentrepreneurs and homeworkers: Convergent categories,” World Development. Vol. 25, No. 9, 1997, s. 1474–1476.

    [28]  Hanehalkı kavramı aile üyeleriyle birlikte aile işletmesi için çalışan akrabaları da içerecek biçimde kullanılmıştır.

    [29]  PRUGL, TINKER; s. 1476.

    [30]  Pakistan’da evde çalışan kadınların yüzde 59,2’si ücretsiz aile çalışanı, yüzde 15,2’si serbest çalışan statüsündedir. ILO; Recognising, s. 10.

    [31]  Paula KANTOR; “Women’s empowerment through home-based work: Evidence from India,” Development and Change. Vol. 34, No. 3, 2003, s. 426 ve 429.

    [32]  Karin Astrid SIEGMANN; “The agreement on textiles and clothing: Potential effects on gendered employment in Pakistan,” International Labour Review. Vol. 144, No. 4, 2005, s. 415.

    [33]  Peter KELLET, A. Graham TIPPLE; “The home as workplace: a study of income generating activities within the domestic setting,” Environment and Urbanization. Vol. 12, No. 1, April 2000, s. 211.

    [34]  McMORMICK, SCHMITZ; s. 37.

    [35]  Elisabeth PRUGL; “Home-based workers: A comparative exploration of Mies’s theory of housewifization,” Frontiers. Vol 17, No. 1, 1996, s. 116.

    [36]  Jane TASSIE; “Home-based workers at risk: Outworkers and occupational health and safety,” Safety Science. Vol. 25, No. 1–3, 1997, s. 182.

    [37]  KANTOR; s. 429. PRUGL, TINKER; s. 1476. Swasti MITTER; “Industrial restructuring and manufacturing homework: immigrant women in the UK clothing industry,” Capital and Class. No. 27, Winter 1985, s. 65.

    [38]  Nihai sonucun boşanma olabileceği evlilik ilişkisinde, eşlerden birinin diğerinin tercihlerini bastırma isteği karşısında, eşlerin evlilik dışındaki seçenekleri önemli bir rol oynamaktadır. Eşlerin her birinin kullanabileceği kaynaklar, pazarlık sonucunun kendi tercihlerine uygunluğunu belirleyebilmektedir. Evlilik ilişkisi dışında kaynaklara erişimi sınırlı olan tarafın uzlaşma olasılığı yüksek, pazarlığı kendi tercihleri yönünde sonuçlandırma olasılığı ise düşüktür. KANTOR; s. 427.

    [39]  Bu kaynaklara örnek olarak, iş fırsatları, eğitim, aile desteği, arkadaşlarla iletişim ve kadınlara nafaka bağlanmasını sağlayan yasalar verilebilir. A. k.; s. 427.

    [40]  A. k.; s. 426.

    [41]  GHAFUR; s. 34.

    [42]  MAHMUD; s. 327.

    [43]  FREEMAN; s. 111.

    [44]  GHAFUR; s. 33.

    [45]  MAHMUD; s. 328.

    [46]  KELLET, TIPPLE; s. 203–204.

    [47]  JHABVALA, TATE; s. 10.

    [48]  Martha CHEN; “The business environment and the informal economy: creating conditions for poverty reduction,” Paper for Committee of Donor Agencies of Small Enterprise Development Conference on “Reforming the Business Environment” November 2005, Cairo Egypt, s. 12.

    [49]  Babupara, mafyanın sahip olduğu kent merkezindeki kaçak gecekondular, Badal Mia, özel kişilerden kiralanan ara bölgedeki gecekondular ve Ershad Nagar, kamu arazisi üzerinde kurulu, göç edenlerin yaşadığı kent dışındaki kamplardır. MAHMUD; s. 324.

    [50]  A. k.; s. 326–327.

    [51]  KELLET, TIPPLE; s. 212.

    [52]  Belinda LEACH; “Industrial homework economic restructuring and the meaning of work,” Labour/Le Travail. No. 41, Spring 1998, s. 110 ve 114. FREEMAN; s. 111.

    [53]  LAVINAS, SORJ, LINHARES, JORGE; s. 7.

    [54]  A. k.; s. 7.

    [55]  LEONARD; s. 74.

    [56]  LAVINAS, SORJ, LINHARES, JORGE; s. 7.

    [57]  A. k.; s. 7.

    [58]  Debra OSNOWITZ; “Managing time in domestic space: Home-based contractors and household work,” Gender and Society. Vol. 19, No. 1, February 2005, s. 85.

    [59]  LAVINAS, SORJ, LINHARES, JORGE; s. 7.

    [60]  FREEMAN; s. 112.

    [61]  TOMEI; s. 8.

    [62]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 11.

    [63]  A. k; s. 35.

    [64]  A. k; s. 31. CLARKE, GODFREY, THERON; s. 9.

    [65]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 67.

    [66]  A. k; s. 33 ve 67.

    [67]  Jason HEYES, Alex GRAY; “Homeworkers and the national minimum wage: Evidence from the textiles and clothing industry,” Work, Employment and Society. Vol. 15, No. 4, 2001, s. 864–865.

    [68]  MITTER; s. 53 ve 55.

    [69]  İngiltere’de 1981–1998 yıllarında evde çalışanlar 345.920 kişiden (işgücünün yüzde 1,5’i), 680.612 kişiye (işgücünün yüzde 2,5’i) yükselmiştir. Evde çalışanların yaklaşık yarısının etnik azınlık üyesi ve üçte birinin Pakistan, Hindistan ve Bangladeş kökenli olduğu belirlenmiştir. HEYES, GRAY; s. 863–864.

    [70]  MITTER; s. 60.

    [71]  PRUGL, TINKER; s. 1472.

    [72]  MITTER; s. 53–56 ve 63.

    [73]  A. k; s. 55–63.

    [74]  A. k; s. 56. TOMEI; s. 27.

    [75]  MITTER; s. 57.

    [76]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 31.

    [77]  KELLET, TIPPLE; s. 210–211.

    [78]  PRUGL; s. 116.

    [79]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 425–426.

    [80]  PRUGL; s. 120.

    [81]  PRUGL, TINKER; s. 1476.

    [82]  A. k.; s. 1476.

    [83]  LEACH; s. 109.

    [84]  A. k.; s. 109. JHABVALA, TATE; s. 4.

    [85]  FREEMAN; s. 109.

    [86]  CLARKE, GODFREY, THERON; s. 10.

    [87]  JHABVALA, TATE; s. 5.

    [88]  CUNNINGHAM, GOMEZ; s. 6.

    [89]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 426.

    [90]  CUNNINGHAM, GOMEZ; s. 9.

    [91]  MITTER; s. 40–41 ve 63.

    [92]  HEYES, GRAY; s. 872.

    [93]  MITTER; s. 56. HEYES, GRAY; s. 865–866.

    [94]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 426.

    [95]  CUNNINGHAM, GOMEZ; s. 9, dn. 7.

    [96]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 10. McMORMICK, SCHMITZ; s. 15.

    [97]  LEACH; s. 108.

    [98]  1992’de Pakistan halı dokuma işinde evlerde çalışan 15 yaşın altında 1.2 milyon çocuk olduğu belirlenmiştir. Shahrukh Rafi KHAN, Sajid KAZMI; “Value chains in the informal sector: income shares of home-based subcontracted workers in Pakistan,” International Review of Applied Economics. Vol. 22, No. 3, May 2008, s. 339.

    [99]  Markus HASSLER; “Home-working in rural Bali: The organization of production and labour relations,” The Professional Geographer. Vol. 57, No. 4, 2005, s. 536.

    [100]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 427.

    [101]  KHAN, KAZMI; s. 339.

    [102]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 67.

    [103]  TASSIE; s. 181.

    [104]  UN; The World’s Women 2010, Trens and Statistics. United Nations Department of Economic and Social Affairs, New York, 2010, s. 108.

    [105]  LEACH; s. 108.

    [106]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 427.

    [107]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 10.

    [108]  KELLET, TIPPLE; s. 205.

    [109]  McMORMICK, SCHMITZ; s. 15.

    [110]  J. MOORE; “Homeworking and work-life balance: does it add to quality of life?” Revue européenne de psychologie appliquée. No. 56, 2006, s. 9.

    [111]  Thalia KIDDER, Kate RAWORTH; “ ‘Good jobs’ and hidden costs: women workers documenting the price of precarious employment,” Gender and Development. Vol. 12, No. 2, July 2004, s. 13.

    [112]  Kadınların el becerileri, fiziksel yapılarının değil, dikiş dikeceği, nakış işleyeceği, örgü öreceği düşünülen kız çocuklarının erken sosyalleşme döneminin bir sonucudur. Bir başka deyişle, bu tür beceriler kadın cinsinin bir özelliği olarak doğuştan getirilmemekte, toplumsal cinsiyetin, yani kadınların yetiştirilme yöntemini belirleyen sosyal kurumların etkisiyle kazanılmaktadır. Bu ayırım, kadınların veya erkeklerin, cinsiyetin, toplumsal cinsiyetin yerine konulması ve öğrenilmiş bir davranışın, değişemez fiziksel bir özellikle karıştırılması halinde ayrımcılığa uğrama riski bulunduğu için önemlidir. McMORMICK, SCHMITZ; s. 15 ve 36.

    [113]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 425.

    [114]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 33, dn. 33.

    [115]  Rae LESSER BLUMBERG; “ ‘We are family’; Gender, micoenterprise, family work, and well-being in Ecuador and the Dominican Republic –with comparative data from Guatemala, Swaziland, and Guinea-Bissau,” History of the Family. No. 6, 2001, s. 279.

    [116]  PRUGL, TINKER; s. 1473.

    [117]  A. k.; s. 1473.

    [118]  MOORE; s. 10.

    [119]  JHABVALA, TATE; s. 9.

    [120]  McMORMICK, SCHMITZ; s. 15.

    [121]  SCHNEIDER DE VILLEGAS; s. 428.

    [122]  TOMEI; s. 19 ve 22.

    [123]  CHEN; s. 12.

    [124]  LEACH; s. 110–112.

    [125]  PRUGL, TINKER; s. 1476.

    [126]  KANTOR; s. 429.

    [127]  PRUGL; s. 116.

    [128]  JHABVALA, TATE; s. 4.

    [129]  CUNNINGHAM, GOMEZ; s. 7–8.

    [130]  MITTER; s. 65.

    [131]  LEONARD; s. 72.

    [132]  FREEMAN; s. 112.

    [133]  McMORMICK, SCHMITZ; s. 15.

    [134]  TOMEI; s. 19.

    [135]  LEACH; s. 111.

    [136]  JHABVALA, TATE; s. 4.

    [137]  MITTER; s. 63.

    [138]  TOMEI; s. 29.

    [139]  Cath SULLIVAN, Janet SMITHSON; “Perspectives of homeworkers and their partners on working flexibility and gender equity,” International Journal of Human Resource Management. Vol. 18, No. 3, 2007, s. 450.

    [140]  TOMEI; s. 29.

    [141]  LEONARD; s. 74.

    [142]  SULLIVAN, SMITHSON; s. 450.

    [143]  LEONARD; s. 74.

    [144]  OSNOWITZ; s. 85.

    [145]  LEONARD; s. 74.

    [146]  MEHROTRA, BIGGERI; s. 44.

    [147]  LESSER BLUMBERG; s. 277.

    [148]  HASSLER; 536.

    [149]  LEONARD; s. 74 ve 76.

    [150] * Dipnotlarda kullanılan kısaltmalar koyu renk dizilmiştir.

© 2019 - ÇALIŞMA VE TOPLUM DERGİSİ